Showing posts with label dr. Show all posts
Showing posts with label dr. Show all posts

Thursday, July 6, 2017

Prof Dr Yalçın Küçükten Kürt Bahçesinde Sözleşi

Prof Dr Yalçın Küçükten Kürt Bahçesinde Sözleşi



Farkl? teorileri ve uçuk fikirleriyle zaman zaman tepki çeken, fakat her zaman ne dedi?i dikkatle takip edilen Prof. Dr. Yalç?n Küçük[1], y?llard?r ?mral?’da hapis olarak ya?ayan PKK lideri Abdullah Öcalan’la yapt??? görü?me, söyle?i ve onun hakk?ndaki gözlemlerini kaleme ald??? ve ilk bask?s? 1993 y?l?nda Ba?ak Yay?nlar? taraf?ndan yap?lm?? olan “Kürt Bahçesinde Sözle?i”[2] adl? çok önemli bir kitab?n da yazar?d?r. Çok üretken bir yazar olan Küçük’ün bu gözden kaçm?? eseri, bir dönem Türkiye’de yasaklanarak unutturulmaya çal???lm??t?r. Fakat asl?nda, bu kitap, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne Öcalan’?n psikolojisi, Kürt Sorunu ve PKK stratejileri hakk?nda önemli bilgiler sunan çok de?erli bir tarihi vesika olarak görülmeli ve dikkatle incelenmelidir. Nitekim Politik Psikoloji uzman? Prof. Dr. Vam?k Volkan, Öcalan hakk?nda tahlil yaparken, bu kitab? en önemli referans kaynaklar?ndan birisi olarak kullanm??t?r.[3] Bu yaz?da, “Kürt Bahçesinde Sözle?i” kitab?nda yer verilen baz? görü?leri özetlemeye çal??aca??m.[4]

Prof. Dr. Yalç?n Küçük

Kitab?n “Önsöz” bölümünde, Prof. Dr. Yalç?n Küçük, kitab?n?n tarafs?z bir eser olmad???n? belli edercesine, kendi deyimiyle “Apo karde?i” ile yapt??? söyle?iler sonucu kaleme ald??? bu eserdeki rolünü bir nevi “arac?l?k” olarak nitelendiriyor ve bu kitab?yla Türkiye ve Kürdistan halklar? aras?nda bir nevi bar?? sözle?mesi yap?ld???n? belirtiyor. “Sözle?i”, “söyle?i” ve “sözle?me” sözcüklerinin kayna?t?r?lmas?yla bizzat Yalç?n Küçük taraf?ndan bu kitap için üretilmi? yapma/uydurma bir sözcüktür. Burada yazar?n kastetti?i “sözle?i”, elbette PKK ile Türkiye Cumhuriyeti aras?ndaki bir anla?ma olarak kullan?lmaktad?r. Eserini 5 perdelik bir operaya benzeten Küçük, kitab?n? Öcalan’?n da bir manifesto olarak de?erlendirdi?ini belirtiyor ve kitapta Öcalan’a ve PKK’ya güzelleme yapmaya de?il, bar?? ve karde?li?e hizmet etmeye çal??t???n? iddia ediyor.

“Kürt Bahçesinde Sözle?i”

Bu giri?in ard?ndan gelen “Kürt’ün Çocuklu?u” adl? birinci bölüm, Yalç?n Küçük’ün uzunca bir felsefi giri?inden sonra ba?layan ve daha çok Öcalan’?n çocuklu?unu inceleyen bir söyle?i bölümüdür. Bu bölümde dikkat çeken baz? hususlar ?unlard?r; Öcalan’?n çocuklu?undan ba?layarak insanlar? yönetme ve örgütleme konusunda istekli ve kabiliyetli olmas?, çocukken do?ada ku? ve y?lan avlayarak öldürme sanat?yla tan??mas?, Kürt kökenli babas?n?n son derece ezik ve sinik ki?ili?inin onda yaratt??? öfke, buna kar??n Türk olan annesinin cahil ama dominant ve kavgac? bir ki?i olmas?, çocuklu?unun aile ve kom?u kavgalar? aras?nda geçmesi, Öcalan’?n ilkokulu Ermeni köyünde bir okulda okumas? ve babas?n?n mazlum olarak gördükleri Ermenilerle dostlu?u, ilkokulda Türkçe ö?renirken ya?ad??? zorluklar, ilkokulda namaz k?lmaya ve Kuran’dan dualar ezberlemeye ba?lamas?, küçükken Hz. Ali ve Battal Gazi’nin hikâyelerinden etkilenmesi ve onlar? kahraman olarak görmesi, çocukken dini (El Ezher Üniversitesi) veya askeri okullarda e?itim görmek istemesi, Mustafa Kemal’i anlad???n? ve Türk halk? için önemli bir isim olarak gördü?ünü belirtmesi ama onun yapt?klar?n? devlet gücüyle, kendisinin ise halk?n gücüyle yapt???n? iddia etmesi, çocuklu?undan beri zay?f?n ve ezilenin yan?nda oldu?unu dü?ünmesi, ona zorla dayat?lan ?eylere daima kar?? ç?kmas?, kad?nlar konusunda gençli?inden ba?layarak yaln?zla?mas? ve üniversite y?llar?nda Türk sol hareketi ve önderleriyle (örne?in Mahir Çayan) yak?n ili?kiler kurmas?…

Abdullah Öcalan

“?u Kutsal Aile” adl? kitab?n ikinci bölümü, Yalç?n Küçük’ün baz? tespitlerinden sonra yine Öcalan’la yap?lan söyle?iler üzerine kuruludur. Bu bölümde öne ç?kan konular ?öyle s?ralanabilir; Öcalan’?n üniversitede Türkiye solu için bildiriler da??tmas?, Türkiye solu ile Kürdistan konusunda anla?mazl?klar ya?amalar?, ateist ve Marksist olmas?na ra?men Hz. Muhammed’e ve ?slam dinine daima sayg?l? olmas?, Milli ?stihbarat Te?kilat?’n?n üniversite y?llar?ndan ba?layarak kendisini yak?n markaja almas? ve onu kontrol etmeye çal??mas?, Kesire ile olan ili?kisi, U?ur Mumcu’nun hatal? bir ?ekilde kendisini M?T ajan? olarak göstermeye gayret etmesi, fuhu?a kar?? ç?kmas? ve Türkiye’de fuhu?un son y?llarda çok artt???n? dü?ünmesi ve Öcalan’?n kad?n-erkek e?itli?i ve kad?n-erkek ili?kilerinin nas?l olmas? gerekti?i konusundaki dü?ünceleri…

“Bir ?nsanl?k Yürüyü?ü” adl? üçüncü bölüm, Yalç?n Küçük’ün ilginç tespit ve iddialar? ard?ndan yine Öcalan’la yap?lan söyle?ilerden derlenen bölümlerden olu?maktad?r. Bu bölümde Öcalan’?n i?ledi?i tezler ve konular ?öyle derlenebilir; insanl???n a??nmas? ve kapitalist düzende tüketim toplumunun insani de?erleri yok etmesi, Mustafa Kemal’in Bat?l?la?may? putla?t?rd???n? dü?ünmesi ve kendisini “Do?ulu” olarak de?erlendirmesi, bireycili?e kar?? sosyalizmi savunmas?, Kürt Sorunu ve kapitalizmin yanl?? de?erleri ve yabanc?la?ma konusunda ancak çat??ma yöntemiyle sonuca ula??labilece?ini dü?ünmesi, ba??ms?zl?k konusunu en önemli de?eri olarak görmesi, sosyalizmin çözüldü?ü bir dönemde ba?layan Kürt mücadelesini bir insanl?k mücadelesi olarak görmesi, Türkleri “devlet tap?nmac?”  olarak de?erlendirmesi ve kendisinin istedi?inin “Kürt Devleti” de?il, ba??ms?z sosyalist bir devlet oldu?unu iddia etmesi, ?ran’? bölgede yay?lmac? bir devlet olarak de?erlendirmesi, Osmanl? Sultanlar?n? Türkiye Cumhurba?kanlar?na ye?ledi?ini, çünkü onlar?n hiçbir zaman Kürt diline, kültürüne ve ya?am?na sald?rmad?klar?n? iddia etmesi, Türkiye solunun küçük burjuva çizgisinden ç?kamamas? ve PKK’y? benimseyememesi, bu ?ekilde devletle birlikte PKK’y? bitirmek istemesi, Türkiye’nin Hizbullah ve benzeri gerici gruplar? PKK’ya kar?? kullanmas? ve Türkiye’de Turgut Özal sonras?nda bir lider bo?lu?unun oldu?unu dü?ünmesi…

“Eylemlili?in Gizli Tarihi” adl? dördüncü bölüm, yine al???ld?k ?ekilde Yalç?n Küçük’ün bir giri? bölümüyle ba?lamakta ve sonras?nda Öcalan’la yap?lan sohbetlerden önemli bölümleri içermektedir. Bu bölümde öne ç?kan konular ?öyle s?ralanabilir; PKK’n?n Sovyet sosyalizmine tepki olarak ortaya ç?kmas?, kendisinin Kürt halk? ve PKK elemanlar?nca bir önder olarak görüldü?ünü ve Genelkurmay Ba?kan? Orgeneral Do?an Güre?’in yapmaya çal??t??? Öcalan’? PKK’dan ay?rma stratejisinin ba?ar?s?z kalaca??n? belirtmesi, KDP ve Mesut Barzani’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet eden paramiliter bir grup haline geldi?ini iddia etmesi, PKK’n?n son y?llarda bölgeye (Güneydo?u Anadolu Bölgesi veya Öcalan’?n ifadesiyle Türkiye Kürdistan’?) hâkim oldu?unu ve Türkiye’nin bu nedenle karakol sistemine geçmeye çal??t???n? belirtmesi, Türkiye’nin Barzani ve Pe?merge ile birlikte Kuzey Irak’ta Kürt Federe Devleti kurmaya çal??t???n? dü?ünmesi, bunlara kar?? gerilla stratejisiyle mücadeleye devam edeceklerini ilan etmesi, Türk ayd?nlar?n? “korucu ba?lar?” olarak de?erlendirmesi, üniversiteleri ve turizm sektörünü kendilerine kar?? bir silah olarak kullan?lmalar? nedeniyle tasvip etmemesi ve “Mehmetçik gazeteciler” ad?n? verdi?i milliyetçi bas?n mensuplar?na kar?? tav?r tak?nmas?…

“Politika ve Estetik” adl? be?inci bölüm, Küçük’ün giri?inden sonra yine Öcalan’?n fikirleriyle devam etmektedir. Bu fikirler aras?nda ön plana ç?kanlar ?öyle listelenebilir; Ya?ar Kemal ba?ta olmak üzere önemli Türk yazarlar? hakk?ndaki de?erlendirmeleri, Naz?m Hikmet’in büyük bir ?air olmas?na kar??n Kemalizm’e esir dü?tü?ünü dü?ünmesi, Türklere yönelik küçümseyici baz? yorumlar, pornografiyi ilkelle?me olarak görmesi, Kürtlerde “devrimci edebiyat” döneminin ba?lamas?n?n gerekti?ini dü?ünmesi, Türkiye’deki üniversite profesörlerini “gerici” olarak nitelemesi, Yahudilerin Ya?ar Kemal gibi yetenekli insanlar? evlilik yoluyla kontrol alt?na ald???n? dü?ünmesi, ?brahim Tatl?ses’in özellikle Y?lmaz Güney’e k?yasla Kürt sanat?n? iyi temsil edemedi?ini ve onursuzca davrand???n? söylemesi, Ye?ilçam’?n devlet taraf?ndan Kürtleri uyu?turmak için kullan?ld???n? iddia etmesi, e?itimli Kürtlerin Türkiye’de Kürtlü?ü de?il, Türklü?ü geli?tirmek için devletçe kullan?ld???n? belirtmesi ve buna örnek olarak Abdullah Cevdet’i göstermesi, kendisinin Türkiye’ye oldu?u kadar sömürgeci ABD ve Avrupa’ya kar?? da bir tehdit oldu?unu dü?ünmesi, Kürt ba??ms?zl???n? ve kurtulu?unu insanl???n kurtulu?uyla e? tutmas? ve kendisinin topraks?z ve a?iretsiz bir Kürt gencinden Kürt siyasal liderine dönü?ümünü bir ba?ar? hikâyesi olarak de?erlendirmesi.

Kitap, elbette yaz?ld??? dönem ve sonras?nda Türkiye Cumhuriyeti taraf?ndan bir güvenlik riski olarak görülmü? ve kitap yoluyla PKK propagandas?n?n yay?lmas?ndan korkulmu?tur. Ancak kitapta, görüldü?ü üzere, Öcalan’?n böbürlenmeleri ve ki?isel fikirleri d???nda bir ?ey yoktur ve bu kitap yoluyla terörün güç kazanmas? çok da akla yatk?n bir seçenek de?ildir. Zaten terörle mücadele konusunda esas önemli olan; -propaganda amaçl? ve tarafl? yaz?lm?? olsalar bile- kitaplar? yasaklamak de?il, teröre ortam yaratan siyasal ve sosyoekonomik sorunlara çözüm bulmakt?r ki, savunma sanayisi gün geçtikçe geli?en bir ülke olan Türkiye’de, devletin bunu gerçekten isteyip istemedi?i de büyük bir muammad?r…

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMEC?


[1] Yalç?n Küçük (d. 1 Temmuz 1938, ?skenderun), sosyalist Türk yazar, dü?ünür, ekonomist, tarihçi, isim-bilimci, medya ve edebiyat ele?tirmeni, Kürdolog, Sovyetolog, Siyaset Bilimci, Marksist teorisyen ve gençlik önderi. Hakk?nda bilgiler için; https://tr.wikipedia.org/wiki/Yal%C3%A7%C4%B1n_K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk.
[2] Kitab? sat?n almak için; http://www.kitapyurdu.com/kitap/kurt-bahcesinde-sozlesi/317259.html. Kitab? pdf format?nda okumak için; http://www.academia.edu/7774053/Yal%C3%A7%C4%B1n_K%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-Abdullah_%C3%96calan_K%C3%BCrt_Bah%C3%A7esinde_S%C3%B6zle%C5%9Fi.
[3] Bak?n?z; http://bashur-bakure.com/vamik-volkanin-gozuyle-abdullah-ocalan/.
[4] Ola?anüstü hal dönemlerinden geçen ve pek de demokratik oldu?u iddia edilemeyecek bir ülke olan Türkiye’de, bunu yaparken amac?m?n sadece bu alanda çal??an ki?ileri ve özellikle ö?rencileri bilgilendirmek oldu?unu ve kesinlikle terörün her türlüsüne kar?? oldu?umu da burada tarihe not dü?mek isterim.



Available link for download

Read more »

Friday, June 9, 2017

Prof Dr Emre Kongardan 21 Yüzyılda Türkiye

Prof Dr Emre Kongardan 21 Yüzyılda Türkiye



Prof. Dr. Re?it Emre Kongar (d. 13 Ekim 1941, ?stanbul), ünlü bir Toplumbilimi (Sosyoloji) Profesörüdür.[1] Kitaplar?, Cumhuriyet gazetesinde yay?nlanan kö?eyaz?lar?, zaman zaman kat?ld??? ve sundu?u televizyon programlar? ve renkli ki?ili?iyle Türkiye’deki seküler muhalefetin sembol isimlerinden olan Kongar, 15 Ocak 1996’da Federal Almanya Devleti taraf?ndan “Üstün Hizmet Madalyas? Büyük Liyakat Haç?”yla, 1 ?ubat 1996’da ?talya Devleti “Commandatore Madalyas?”yla ve 15 ?ubat 1996’da Polonya Devleti “Commandor Ni?an?”yla ödüllendirilmi? dünya çap?nda tan?nan bir bilim insan?d?r. Türk siyasal tarihi ve toplumunun birçok farkl? yönünü eserlerinde inceleyen Kongar’?n en önemli eserlerinden birisi de, Türk Devrimi’ni (Kemalist Devrim) ve Cumhuriyet döneminde Türk toplumunu mercek alt?na ald??? ve ilk bask?s? Remzi Kitabevi taraf?ndan 1999 y?l?nda yap?lan 21. Yüzy?lda Türkiye[2] adl? kitapt?r. Bugüne kadar 25 bask? yapan bu kitap, 725 sayfal?k kapsaml? ve oldukça iyi anla??l?r bir eserdir ve Türk Devrimi’ne dair bütün önemli tart??malar? ve konular? içermektedir. Bu yaz?da, Kongar’?n bu önemli eseri özetlenecektir.

21. Yüzy?lda Türkiye

Osmanl? Birikimi
Prof. Dr. Emre Kongar’a göre; Türkiye Cumhuriyeti, 600 y?ll?k Osmanl? ?mparatorlu?u’nun bir ürünü olarak da dü?ünülebilir. Mustafa Kemal Atatürk taraf?ndan eski düzene kar?? bir tepki olarak kurulan Cumhuriyet, yakla??k 100 y?l sonra bile ?mparatorlu?un kimi niteliklerini yap?s?nda ta??maktad?r. Bu nedenle, bugünkü Türkiye’yi ve Türk ulusunu anlamak için Osmanl? ?mparatorlu?u’nun özelliklerini de iyi bilmek zorunday?z.

1071 Malazgirt Sava?? ile Anadolu’ya yerle?en Türkler, daha sonra Anadolu’da Selçuklular ve sonras?nda da Osmanl?lar olmak üzere iki büyük devlet kurmu?tur. Anadolu Selçuklular?n?n çökü?ü s?ras?nda Anadolu’da bir düzineden çok beylik vard?r. Osmanl? Beyli?i, bunlardan yaln?zca bir tanesidir. Osman Bey (1258-1324) taraf?ndan yönetilen bu beylik, kuzeybat? Anadolu’da Eski?ehir’in kuzeyindeki bir kasaba olan Sö?üt civar?nda kurulmu?tu. Beyli?in kurulu? yeri, çökmekte olan 2 ?mparatorlu?un yani Selçuklu ve Bizansl?lar?n aras?ndayd?. Bu yer, Osmanl?lar?n Balkanlar’da geni?lemesine yol açt?. Osman Bey’in 43 y?l süren iktidar?nda önemli ad?mlar at?ld?; ancak beyli?in gerçek anlamda bir devlete dönü?mesi Osman’?n o?lu Orhan Bey (1281-1326) döneminde oldu. Bursa’y? alan Orhan Bey, buray? devletin merkezi yapt?. Daha sonra ?znik ve ?zmit de al?nd?. Eski bir Bizans merkezi olan ?znik’in al?nmas?, H?ristiyan dünyada büyük yank? yapt? ve Müslüman dünyan?n Osmanl? Devleti’ne bak???n? de?i?tirdi. Al?nan kentlerde uygulanan inanç özgürlü?ü politikas?, Osmanl?’n?n halklar taraf?ndan sevilmesini sa?lad?. Elbette Osmanl?’n?n dini ho?görüsü sadece ho?görü ve iyi niyetten kaynaklanm?yordu. H?ristiyanlar?n cizye vergisi sistem aç?s?ndan son derece önemliydi ve dahas?, H?ristiyanlar?n varl??? ve kitlesel olarak Müslümanl??a geçmemesi, onlar devlet memuru olamad?klar? için Müslüman tebaan?n yerini korumas? anlam?na geliyordu. Bu nedenle, Osmanl?’n?n ho?görülü olmas? kendi aç?s?ndan da faydal? bir politikayd?. Dahas?, Osmanl? Devleti, derebeylerine ve haydutlara kar?? düzen getiren bir güç olarak halklar?n deste?ini kazan?yordu. Orhan Bey’in o?lu I. Murat (1326-1389) Balkanlar’a ula?t? ve Edirne’yi ald?. Böylece, kent, ?mparatorlu?un Avrupa kesimindeki merkezi oldu. Murat döneminde Balkanlar Anadolu’dan gelen göçmenler yoluyla Türkle?tirildi. I. Murat, Balkanlar’daki Türk egemenli?ini üç kez Haçl? benzeri H?ristiyan ordular?n? yenerek peki?tirdi. Murat’?n o?lu Y?ld?r?m Beyaz?t (1360-1403), Anadolu’nun büyük bir kesimini daha Osmanl?lara katt?. ?stanbul’u dört kez ku?att?, fakat alamad?. Ni?bolu’da bir H?ristiyan ordusunu yendi. Anadolu’daki derebeylerini de yenerek merkezi bir devlet kurdu. Fakat 1402 Ankara Sava??’nda Beyaz?t ba?ka bir Türk hükümdar? Timur’a yenildi ve devlet da??lman?n e?i?ine geldi. 11 y?l süreyle Beyaz?t’?n o?ullar? taht kavgas? yapt?lar. Sonunda, 1413 y?l?nda I. Mehmet (1380-1421) karde?lerini yenerek Osmanl? taht?na oturdu. Fakat bu fetret döneminde (1402-1413), Osmanl? topraklar?n?n üçte biri yitirilmi?ti ve di?er beylikler de güçlenmi?ti. I. Mehmet veya Çelebi Mehmet zaman?nda toparlanan devlet, Mehmet’in o?lu II. Murat (1404-1451) döneminde yeniden güçlendi. Anadolu’da yitirilen topraklar geri al?nd?, 1444 Varna ve 1448 Kosova’da iki büyük zafer kazan?ld?.

Osmanl? ?mparatorlu?u’nun kurulu?unun ard?nda, Asya’dan ve özellikle Horasan’dan gelen gazi-dervi?lerin inanc? yatmaktad?r. Müslüman olmayanlara kar?? sava?man?n kutsal görevleri oldu?una inanan bu ki?iler, izleyicilerini de Bizans topraklar?nda ilerlemek üzere örgütlüyorlard?. Türkler, Anadolu’ya yerle?irken kimliklerini de korudular. Bir toprak parças? al?n?r al?nmaz, göç yoluyla bölge hemen Türkle?tiriliyor ve daha ileri gitmek üzere haz?rl?k yap?l?yordu. Bütün bu etkinliklerin alt?nda, Türklerin devlet kurmadaki ve örgütlenmedeki büyük deneyimler sonucu edindikleri beceriler yat?yordu. Devlet adaml??? üzerine yaz?lm?? önemli bir eser olan Kutadgu Bilig, daha 11. yüzy?lda kullan?lmaya ba?lanm??t?. Osmanl? ailesi, çöken Bizans’?n kom?usu ve Selçuklular?n yönetimi alt?nda ya?ayan beyliklerin en eylemlisi olarak, son Türk ?mparatorlu?unu kurmaya adayd?; geçmi?teki bütün Türk ve ?slam deneylerinin birikimi, elindeki en güçlü araçt?.

I. Murat’tan sonra Fatih Sultan Mehmet (1432-1481) ba?a geçti. Uzun haz?rl?klardan sonra, 1453 bahar?nda ?stanbul’un ku?atmas? ba?lat?ld?. Kent 52 gün dayand?, ama sonunda 29 May?s 1453’te fethedildi. Fatih Sultan Mehmet, kenti onard? ve Osmanl?’n?n ba?kenti ve merkezi yapt?. ?stanbul’un al?nmas?, Osmanl? tarihinde hem bat?l?la?man?n, hem de ?mparatorluk döneminin kesin olarak ba?lang?c?yd?. ?stanbul’un fethi sonras? vezir-i azam Çandarl? Halil Pa?a’y? öldürten Fatih, vezirlik makam?n? dev?irme kökenli devlet adamlar?na açt?. Halil Pa?a’n?n ve Çandarl? hanedan?n?n yok edilmesi, asl?nda Sultanl??a Türk aristokrasisinden gelecek tehlikeye kar?? ba?vurulan bir önlemdi. ?stanbul’un Osmanl?lar taraf?ndan al?nmas?, asl?nda bir anlamda Türk Rönesans?’n? simgeler. ?stanbul al?nd?ktan sonra, Osmanl?lar, Avrupa için büyük tehdit haline geldi. 20 Avrupa ülkesi ile Osmanl?lar aras?nda hemen bir sava? ba?lad?. Fatih Sultan Mehmet, bu arada do?u Türklerinin hükümdar? Uzun Hasan’? Otlukbeli’nde yendi. Avrupa ülkeleriyle yap?lan sava?? da kazand?. Ancak Roma’y? almak için sefere ç?karken zehirlenerek öldürüldü. Fatih Sultan Mehmet, Osmanl?larda Bat?l?la?man?n öncüsü bir Padi?ah olmu?tur. Bir cihan ?mparatorlu?u kurma ve “yeni Roma” olma dü?üncesiyle gayrimüslimlere olumlu yakla?m??; Patri?i himayesine alm??, yönetimdeki ?slami pratikleri zay?flatarak ak?lc?l??? ön plana alm??t?r. Fatih Sultan Mehmet’in o?lu II. Beyaz?t (1450-1512), Osmanl?lar?n ?talya üzerindeki emellerinden vazgeçmek zorunda kald?. Karde?i Cem Sultan’la taht kavgas?na giri?ti ve Cem Sultan, Avrupal?lar?n elinde Osmanl?lara kar?? bir koz olarak kullan?ld?. II. Beyaz?t’tan sonra tahta geçen Yavuz Sultan Selim (1470-1520), Do?u Türklerini 1514’te Çald?ran’da yendi. 1516 ve 1517’de iki sava? sonunda Memlukleri ortadan kald?rarak M?s?r’? ald?. Osmanl?lar?n y?k?l?? dönemlerine do?ru Yavuz Sultan Selim’in Müslümanlar?n halifeli?ini de üstlenmi? oldu?u öne sürüldü. Böylelikle ?mparatorluk ayakta tutulmaya çal???lacakt?. Yavuz Sultan Selim, bütün ?ran’?n Türkle?mesini sa?layamadan 1520 y?l?nda öldü. Yavuz’un o?lu Kanuni Sultan Süleyman (1495-1566), ?mparatorlu?un hukuksal temellerini sa?lamla?t?rd? ve topraklar?n? geni?leterek devleti yükselme döneminin zirvesine ta??d?. Kanuni, 1566 y?l?na kadar 46 y?l tahtta kald?. Kanuni zaman?nda Türk amirali Barbaros Hayrettin (1472-1546) Kuzey Afrika’y? ald? ve Haçl? donanmas?n? Akdeniz’de önemli bir yenilgiye u?ratt?. Bu etkinliklerin sonunda, Akdeniz, adeta bir Osmanl? (Türk) gölü durumuna geldi. Do?u ve Bat? Akdeniz aras?ndaki ticaretin çok eski y?llardan getirdi?i ayr?cal?kl? (imtiyazl?) ili?kiler, yani kapitülasyonlar, böylece tümüyle Osmanl?lar taraf?ndan devir al?nd?. Akdeniz’in do?usu ile bat?s? aras?ndaki bu ticaret bütünlü?ü asl?nda Roma ?mparatorlu?u’nun miras? idi. Osmanl?lar?n Akdeniz’de kurdu?u egemenlik, Avrupal?lar? Atlantik’e aç?lmaya yöneltti. Böylece Yeni Dünya’n?n s?n?rs?z zenginlikleri Avrupal?lar?n önüne yeni olanaklar serdi. Avrupa ile Hindistan ve öteki Do?u ülkeleri aras?ndaki ticaret yollar?n?n Osmanl?lar taraf?ndan denetimi, Avrupa’y? yeni ticaret yollar? bulmaya zorluyordu. Yeni ticaret yollar?n?n ke?fi ise Bat?’n?n sald?rganl???n? artt?rd?. 1536 y?l?nda yap?lan anla?ma ile Osmanl?lar Frans?zlara, Osmanl? topraklar? üzerinde birtak?m ticaret imtiyazlar? tan?d?lar. Anla?man?n ard?nda yatan temel amaç Frans?zlar? Almanlara kar?? desteklemekti. Osmanl?’n?n gücünün doru?unda verdi?i bu kapitülasyonlar, daha sonra ?mparatorlu?un Bat?l?lar taraf?ndan ekonomik ve mali denetimi için bir araç olarak kullan?ld?. Zaman içerisinde bu ayr?cal?klar ba?ka ülkelere de yay?ld? ve ?mparatorlu?un çökü? nedenlerinden biri oldu. Kanuni’nin ölümünden sonra, zaten do?al s?n?rlar?na ula?m?? olan Osmanl?’n?n büyümesi durdu. 1699 Karlofça Antla?mas?’na kadar, ?mparatorluk, bir durgunluk dönemi geçirdi. Karlofça ise, Osmanl?lar?n toprak yitirdikleri ilk antla?mad?r. Bu nedenle, gerileme döneminin ba?lang?c? olarak kabul edilebilir.

1774 y?l?nda Rusya ile Küçük Kaynarca Antla?mas? yap?ld?. Antla?man?n maddelerinden birine göre, Osmanl?lar Rusya’y? ?mparatorluk içindeki Ortodokslar?n koruyucusu olarak kabul ediyordu. Böylece, Rusya, Osmanl? topraklar?nda ya?ayan Ermenileri k??k?rtmak için hukuksal bir dayanak elde etmi? oldu ve bu tarihten sonra Ermeni sorunu yarat?lmas? için elinden gelen her türlü çabay? gösterdi. Tarihsel olarak Ermeni sorununun ba?lang?c? da bu antla?ma oldu. Yozla?an toplumsal, ekonomik ve siyasal yap? ile kapitülasyonlara ek olarak Bat?’n?n teknik ve ekonomik ilerlemesi ve Frans?z Devrimi’nden sonra ortaya ç?kan ulusçuluk ak?mlar?, ?mparatorlu?un çökü?ünü h?zland?rd?. Toplumun bütün kurumlar?yla birlikte Yeniçerilerin de bozulmas?, gerek toplumsal, gerekse siyasal ya?am üzerinde son derece olumsuz etkiler yapt?. Sonuç olarak, ?mparatorlu?un ekonomisi giderek Bat?’ya ba??ml? hale geldi ve bunu siyasal çökü? izledi.

Bütün bu geli?meler sonunda, devleti ayakta tutmak için reform çabalar? ba?lad?. Reform çabalar?, 1839 Tanzimat Ferman?’n?n ç?kar?lmas?na yol açt?. Bu Ferman, bütün vatanda?lar için ya?am, onur, mülkiyet gibi temel insan haklar?n?n sa?lanmas?n? öngörüyordu. Sonralar? ise, Bat? ülkeleri taraf?ndan Osmanl?’n?n iç i?lerine kar??mak için kullan?lm??t?r. Ferman, Bat? ülkelerine bu ferman hakk?nda resmen bilgi verilece?ini öngörüyordu. ??te bu hüküm, iç i?lerine kar??mak için gerekçe olarak kullan?ld?. Osmanl? Devleti, bu y?llarda Rusya’ya kar?? giri?ti?i K?r?m Sava??’n? dostlar? ?ngiltere, Fransa ve Piyemonte’nin yard?m?yla kazand?. 1856’da Paris’te yap?lan bar?? antla?mas?, Osmanl?lara büyük devlet konumunu geri verdi ve ?mparatorluk Avrupa Uyum sistemine dâhil edildi. Fakat bütün bu i?lemler için Osmanl?’n?n ödedi?i bedel çok a??r oldu. K?r?m Sava??, Osmanl? üzerindeki Avrupa etkisini artt?rd?, dahas? tahvil kar??l??? borçlanmay? da h?zland?rarak ?mparatorlu?un mali olarak batmas?n?n yolunu açt?. Reform çabalar?yla ortaya ç?kan Bat?l?la?ma, zamanla siyasal ya?amda da etkisini gösterdi ve kendisine “Genç Osmanl?lar” diyen bir grup genç ayd?n, 19. yüzy?l?n ortalar?na do?ru Anayasac?l??? ve me?ruti monar?iyi savunmaya ba?lad?. 1876’da Kanun-i Esasi ilan edildi ve Osmanl? yaz?l? anayasas? olan ilk ?slam devleti niteli?ini kazand?. Fakat tahta ç?kan II. Abdülhamit (1842-1918), anayasan?n mimar? Mithat Pa?a’y? görevden ald? ve sürdü ve k?sa sürede meclisi ve anayasay? feshederek istibdad?n? ilan etti. II. Abdülhamit’in bask? (istibdat) yönetimi tam 30 y?l sürdü. 30 y?l boyunca ayd?nlar siyasal bask? ve korku içinde ya?ad?lar. Devlet, ?slamc?l?k, Osmanl?c?l?k gibi farkl? politikalar? denemesine ra?men toprak kay?plar?na engel olamad?. 1908 y?l?nda ?ttihat ve Terakki Cemiyeti taraf?ndan yönetilen bir ayaklanma ile anayasa yeniden yürürlü?e konuldu. 13 Nisan 1909’da bu yeni düzene kar?? alayl? subaylar ve ba?naz gruplar ayakland? (31 Mart Vakas?). Buna kar??l?k, Selanik’ten gelen Hareket Ordusu ayaklanmay? bast?rd? ve Abdülhamit’i tahttan indirdi. Bir y?l sonra yap?lan de?i?iklik ile de Padi?ah?n meclisi da??tma yetkisi s?n?rland?r?ld?. 1913 y?l?nda ?TC bir bask?n ile hükümeti ele geçirdi (Bab-? Ali Bask?n?). Hemen bu darbeyi izleyen günlerde Osmanl? Balkanlar’? kaybetti. Her ne kadar ?TC’nin üç kudretli isminden (Talat-Enver-Cemal Pa?alar) olan Enver Edirne’yi kurtarsa da, devlet iç kar???kl?klardan zay?f dü?mü?tü. ?ttihat ve Terakki Partisi, h?zl? bir modernle?me program? uygulamaya sokarak orduyu yeniden güçlendirdi ve yakla?an sava?a haz?r hale getirdi. I. Dünya Sava??’na ko?ullar?n zorlamas?yla Almanya’n?n yan?nda kat?lan Osmanl?, büyük mücadeleler vermesine ra?men sava?? kaybetti. Çanakkale cephesindeki destans? savunma ise devletin milli ruhunu canland?rd?. Mondros Ate?kes Antla?mas?’n?n ard?ndan 10 A?ustos 1920’de Sevr Antla?mas? imzaland?. Bu antla?ma ile Türkiye yaln?zca Orta Anadolu’da birkaç vilayetten olu?an küçük bir devlete mahkûm ediliyor, adeta Türkler Anadolu’dan at?l?yor yerine yabanc? ülkelerin kontrolünde bir Kürt ve Ermeni devleti kuruluyordu. Çanakkale Sava??’n?n büyük komutan? Mustafa Kemal ise, bu duruma isyan ederek 19 May?s 1919’da Samsun’a ç?kt? ve milli mücadeleyi ba?latt?. Mustafa Kemal, büyük dehas?yla y?k?lm?? bir ülke ve milleti diriltti ve askeri zaferinin (Kurtulu? Sava??) üzerine ça?da? Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Mustafa Kemal’in bu ba?ar?s? 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antla?mas? ile taçland?. 29 Ekim 1923’te 23 Nisan 1920’de kurulmu? olan Ankara Meclisi yani Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni Türk devletini Türkiye Cumhuriyeti diye ilan etti.

Osmanl? Devleti, toplumsal, ekonomik ve siyasal yap?s? 4 gruptan olu?uyordu; askeri (devletli yönetici s?n?f ve askerler), ilmiyye (din adamlar?, ulema), tüccar-zanaatkâr, köylüler. Yönetilen tüccar-zanaatkâr ve köylüler s?n?f?na reaya da denirdi. Osmanl?’da Padi?ah mutlak yöneticiydi. Kuramsal olarak yetkisi Allah’tan geliyordu. Uygulama ise kullar?n?n olu?turdu?u bürokrasiye dayan?yordu. Bu kullar devlet hizmetinde yeti?tirilmek üzere ailelerinden al?nan gayrimüslim çocuklar?n e?itilmesi sonucu ortaya ç?kan bir gruptu (dev?irme sistemi). Özel yeti?tirilen bu grubun devlete sadakati esast?. Sistem bürokrasinin ba?ar?s? üzerine kuruluydu. Sultan, uyruklar? üzerinde tam bir denetime sahipti. Bu denetim, merkezi bürokraside çal??anlar?n ya?amlar?n? da kaps?yordu. Böylece Padi?ah?n iktidar? güçlü bir merkezi bürokrasiye kar?? da korunmu?tu. Yeniçerileri de içeren bu merkezi bürokrasi, asl?nda t?marlar üzerindeki denetimi de sa?l?yordu. T?mar sahibi, mülkiyeti devlete yani Sultan’a ait topra?? kullanma hakk?na sahipti. Kendi kulland??? toprak üzerinde ya?ayan reayadan sorumluydu. Sava? zamanlar?nda ise, orduya belli say?da asker vermek zorundayd?. Toprak düzeni Osmanl? sisteminde her ?eyin temelindeydi. Toprak düzeni askerlik hizmetinin devam?n? sa?l?yor, merkezi iktidara kar?? belirebilecek rakipleri de engelliyordu. Osmanl?’daki t?mar sahipleri t?marlar?n?n miras hakk?na sahip de?ildi, yaln?zca kullan?m hakk?na sahipti. Miras ile de yaln?zca kullan?m hakk? geçebiliyordu. Bu sayede, miri sistem denilen toprak düzeni ile Osmanl? sistemi uzun y?llar ayakta kald?. T?mar düzeni, asl?nda askeri-yönetimsel düzenle, toprak düzeni aras?ndaki ba?? olu?turuyordu. Bu düzenler aras?ndaki ili?ki, Osmanl?’ya çok önemli yararlar sa?l?yordu. ?lk olarak, devlet, t?mar sahipleri yoluyla üretimi denetliyordu. ?kincisi, t?mar sahipleri toprak üzerinde üretimle u?ra?t?klar?ndan, sava? onlar ve adamlar? için soyut bir kavram olmaktan ç?k?yor, günlük ya?amlar?n? ilgilendiren somut bir niteli?e kavu?uyordu. Üçüncü olarak, Osmanl?lar t?mar düzeni yard?m?yla ?mparatorlu?un en uzak kö?elerine bile ula?abiliyordu. Dördüncü olarak, t?mar sahibi, merkezi iktidar?n bir temsilcisi olmas?na kar??n, bulundu?u bölgede bir yerlinin ayr?cal?klar?na sahipti. Be?inci olarak, t?mar düzeni yoluyla ordu, ülke içinde yayg?nla?m??t?. Böylece merkezi iktidar? tehdit etmesi ya da ona kar?? ayaklanmas? zorla??yordu. Alt?nc? olarak da, t?mar düzeni orduyu tüketici de?il, üretici bir güç durumuna getirmi?ti. Do?al olarak, düzenin kimi sak?ncalar? da vard?. Bu sak?ncalar, sistemin bozulmaya yüz tutmas? ile ortaya ç?kt?. En büyük olas?l?k, derebeyli?e (feodaliteye) do?ru bir geli?meydi. Gerçekten de zaman zaman merkezi iktidar?n gücü ve denetimine kar?? ç?kmaya çal??an yerel önderlerin (e?raf ve ayan) kökenleri t?mar sisteminde bulunabilir. ?mparatorluktaki temel çeki?me ve çat??ma, yönetici s?n?f?n çe?itli kesimleri aras?nda ortaya ç?k?yordu. Genellikle, merkezi bürokrasinin kul üyeleri ile t?mar sahipleri aras?nda sürekli bir çat??ma vard?r. Ayr?ca tüccarlar güçlü bir s?n?f olmaya adayd?. Fakat tarihsel süreçler bunlar?n o dönem içinde etkili bir biçimde ortaya ç?kmalar?n? engellemi?ti. Öte yandan, s?n?f bilinci aç?s?ndan reaya da bir s?n?f niteli?ine kavu?amam??t?. Reayan?n s?n?f bilincine kavu?mas?n? engelleyen en önemli neden, t?mar sahiplerinin Padi?aha kar?? ayaklanmay? da içeren bir biçimde hemen her konuda reayaya önderlik etmesiydi. Reaya ayaklanma için bile bir yöneticinin kendisine önderlik etmesini bekliyordu. Ayr?ca toprak üzerinde özel mülkiyet bulunmad???ndan, sahip olunan topra?a yönelmi? bir tehlike de bir ölçüde yoktu ve bu özellikle de reayan?n s?n?f bilincine ula?mas?n? önlüyordu. Osmanl? toplumunun üretim etkinliklerine ba?l? s?n?flardan olu?an bir topluma dönü?mesini engelleyen ve s?n?f çat??malar?n? yönetici s?n?f?n kendi içinde tutan bir ba?ka ö?e de, Osmanl? Devleti’nin iç siyasetiydi. Bu siyaset, devletin toplum yap?s?n? de?i?mez tutma iste?i do?rultusunda biçimlenmi?ti. Bütün düzen, tar?msal art? ürünün devlet taraf?ndan al?nmas?n? sa?layan geleneksel yollar?n korunmas?na dayal?yd?. Bu yüzden de sermaye birikimine yol açabilecek olan her çaba ya da etkinlik hükümet taraf?ndan engellenerek bast?r?l?yordu. Bu politika ve s?n?fla?man?n engellenmesi uzun süre devletin ayakta kalmas? için olumlu alg?land?. Ancak Bat?’daki s?n?fl? toplum çat??ma yoluyla da olsa Osmanl?’dan daha h?zl? ilerleyebilmi?ti. ?lerleyen yüzy?llarda bu düzen de bozulmaya ba?lam??, iltizam usulü ile toprak üzerinde özel mülkiyet hakk? yayg?nla?maya ba?lam??t?r. Mültezim denilen iltizam sahibi zamanla Avrupa derebeylerine benzeyen bir yap?ya büründü. Oysa klasik Osmanl? sistemi Avrupa feodalizminden oldukça farkl?yd?. ?lk olarak güçlü merkezi iktidar?n varl???, Avrupa ile Osmanl? düzeni aras?ndaki temel farkt?. Siyasal denetime ek olarak, Osmanl? devleti üretim ve da??t?m? da son derece yak?ndan denetlerdi. Yerel yönetimin bütün sorumlular?n? atamak ve onlar? görevden almak Padi?ah?n mutlak yetkileri aras?ndayd?. Bu yetki, merkezi iktidar?n t?mar sahipleri üzerindeki kesin denetimini sa?l?yordu. Öte yandan t?mar sahibi sipahi, topra??n yaln?zca kullan?lma hakk?na sahipti. Mülkiyet devletindi. T?mar sahibi t?mar? üç y?l üst üste ekmezse, t?mar ondan al?n?r ve bir ba?kas?na verilirdi. Sipahi’nin sava? zaman? gerekli say?da atl? asker sa?lamamas? da elinden t?mar?n al?nmas? için yeterli bir nedendi. Reaya da ortaça?larda Avrupa’da görülen köleden çok daha farkl?yd?. Osmanl?’da reaya sipahinin ya da t?mar sahibinin kölesi de?ildi. Yaln?zca topra?a ba?l? idi. Kimi haklar?n? korumak için t?mar sahibine kar?? Kad?’ya ba?vurabilirdi. Öte yandan, sipahinin t?mar? b?rak?p giden reayay? geri getirme ya da belli bir vergi ödetme hakk?, asl?nda merkezi iktidar?n gelirini güvence alt?na almak için ba?vurulan bir önlemdi. Ayr?ca t?mar Bat? Avrupa derebeyli?inde görüldü?ü gibi kapal? bir yönetimsel ve mali birim de de?ildi. Devletin toplamakla sorumlu oldu?u vergilerin al?nmas? için vergi memurlar?na aç?kt?. Görüldü?ü üzere, Osmanl? Devleti reayay? yaln?zca sipahinin ac?mas?na b?rakmam??t? ve sorumlulu?u içerisine alm??t?. Feodalite ile Osmanl? düzeni aras?ndaki tüm bu farkl?l?klar?n ard?nda ise, Osmanl?’n?n nüfusu yeterli oldu?u için, eme?e el koyma gereksiniminin duyulmam?? olmas? yatmaktad?r.

Osmanl? devlet yap?s?, ?slam dini ile de destekleniyordu. ?slam dini gerek toplumsal, gerekse bireysel ya?am? etkisi alt?na alm??t?. Kuran’a dayal? ?eriat bütün ya?ama egemendi. ?eriat birey ile toplum aras?ndaki ili?kileri oldukça geli?mi? bir biçimde saptam??t?. ?slam dininde kurumsal bir yap? yoktur. Bu nedenle Osmanl?’da bir ruhban s?n?f?ndan söz edilemez. Osmanl?larda din âlimlerine ulema ad? veriliyordu. Bunlar merkezi bürokraside ve sistemde önemli bir rol oynamas?na kar??n Avrupa’daki gibi ba??ms?z bir s?n?f olu?turmuyordu. Her ne kadar Osmanl? Devleti dine dayal? bir kurumsal yap?ya sahip de?ildiyse de, ?slam dini hemen hemen her alan? denetimi alt?nda tutuyordu. Padi?ah?n kendisi bile ?eriata ba?l?yd?. Kuramsal olarak ?eriata uymazsa tahttan indirilebilirdi. Ancak uygulamada böyle bir ?eyi gerçekle?tirme ortam? yoktu ve Padi?ahlar?n ?eriatla çeli?en icraatlar? da olabiliyordu. Osmanl? Padi?ahlar? yarg? ve yönetim i?levlerini ki?iliklerinde birle?tirmi?lerdi. Halife ve Sultan Padi?ahlar?n birlikte kulland?klar? iki unvand?. Böylece hem dinin, hem de devletin ba?? oluyorlard?. ?eriat?n yan?nda Padi?ah?n yetkilerinden do?an örfi hukuk da vard?. Yönetim gerekleri örfi hukukun kayna??yd?. Osmanl?’da hükümet ba?kan? vezir-i azam veya sadrazam idi. Yönetimin her alan?nda Padi?ah?n temsilcisi olarak yetkiliydi. Devletin kurulu?u s?ras?nda bir tek vezir vard? ama zamanla say?lar? artt?r?ld?. Bunlar önemlerine göre birinci vezir, ikinci vezir, üçüncü vezir diye s?raland?lar. Birinci vezir vezir-i azamd?. Divan-? Hümayun’da bütün vezirler, ni?anc?, reisülküttap, kad?asker (kazasker) ve defterdar bulunurdu. 1654’te Bab-? Ali hükümetin merkezi durumuna geldi. Daha sonralar? Bat?l?la?ma ile birlikte vezirler naz?rlara dönü?tü ve 1876 Anayasas? ile iki meclisli bir yap? olu?turuldu.

Yerel yönetim de t?mar sistemine uygun olarak örgütlenmi?ti. Yerel örgütlenmenin ba?? Beylerbeyi idi. Biri Anadolu’da, di?eri Trakya’da olmak üzere iki Beylerbeyi vard?. Sancakbeyi Beylerbeyi’nin alt?ndayd?. Temel yönetim birimi olan sancak Sancakbeyi taraf?ndan yönetilirdi. Sancakbeyi sava? zamanlar?nda t?mar sahiplerinin seferberli?inden sorumluydu. Osmanl? ordusu iki kesimden olu?uyordu; Yeniçeriler ve Sipahiler. Yeniçeriler Osmanl? taraf?ndan olu?turulan ilk paral? ve örgütlü orduydu. Yeniçerili?in temelinde dev?irme sistemi yat?yordu. Ordunun öteki kesimi olan sipahiler t?mar düzeni taraf?ndan desteklenirdi. Osmanl?lar?n yönetimsel ve siyasal yap?s? t?mar sisteminin bozulmas?yla birlikte gerilemeye ba?lam??t?r. T?mar düzeninin bozulmas?n?n gerisinde ise mali sebepler vard?r. Mali s?k?nt? kaynaklar? ?öyle özetlenebilir;
  1. ?lk olarak, bulunan yeni ticaret yollar?n?n etkisiyle, Akdeniz ticaret yollar?, 15. yüzy?ldan ba?layarak önemini yitirdi.
  2. Yeni Dünya yani Amerika’dan Avrupa’ya sokulan pek çok alt?n ve gümü? gibi madenler bir enflasyon yaratt?. Fiyatlar son derece yükseldi ve Osmanl? ekonomisi Bat? için hammadde ve besin kayna?? üreten bir ucuz pazar haline geldi.
  3. Avrupa merkantilist dönemden ba?layarak sermaye birikimi sa?lad?. Osmanl?’da ise böyle bir s?n?f olu?amad?.
  4. Bu geli?meler kapitülasyonlar?n etkisini artt?rd?. Osmanl? sömürülmeye ba?lad?.
  5. Ordunun giderleri çok artt?. Sava? ganimetleri azald? ve ordu sistem üzerinde bir yük haline geldi.
Bu sorunlara kar?? bulunan çözümler ise; ilk olarak sikkenin de?erinin dü?ürülmesi, sonra da t?mar?n iltizam usulüyle sat?lmas?yd?. Ancak bu durum, hem halk? yoksullu?a ve zulme itti, hem devlet gelirlerini dü?ürdü, hem de merkezi otoriteyi zay?flatt?. Bu geli?meler sonucunda, 5 tür toprak belirdi. Memluke özel mülkiyet topraklar?yd?. Miriyye devlete ait ama kullanma hakk? ki?ilere ait topraklard?. Mevkufe dinsel ya da insanc?l amaçlarla kurulan vak?flar?n topraklar?yd?. Metruke kamu yarar? için ayr?lm?? topraklard?. Mevat ise ölü ve i?e yaramayan topraklard?. Bu ortamda Osmanl? sosyal ya?am?nda 3 temel s?n?ftan söz edilebilir. Bunlardan ilki, yönetici seçkinler yani Padi?ah ile merkezi ve yerel bürokrasiydi. ?kinci s?n?f, ara s?n?flar olarak söz edilebilecek olan ayan, e?raf, esnaf ve zanaatkârlard?. Ulema da bu gruba dâhil edilebilirdi; zira bunlar?n bir k?sm? toprak sahibi, bir k?sm? tüccard?. Üçüncü ve en alt s?n?f ise, i?çi ve köylü denebilecek olan gruplard?. Yine de Bat?’daki gibi s?n?fsal çeli?kiler net ve sosyal-siyasal ya?amda bask?n de?ildi. Bu nedenle, devrimci ve reformist hareketler yönetici s?n?f içerisindeki Bat?l? e?itim alm?? yeni nesillerden geliyordu, tabandaki bir sosyal s?n?ftan de?il. Ayr?ca Osmanl?’y? Bat?l?la?maya iten en önemli neden Bat?’n?n askeri üstünlü?üydü. Öncelikle Bat?’n?n teknolojisinin al?nmas?yla ba?layan modernle?me süreci, Bat? kültürü ve ya?am tarz?n?n da etkilerini getirdi. III. Selim’den ba?layarak Bat?’ya ö?renciler gönderildi ve Bat?’dan uzmanlar getirildi. II. Mahmut döneminde çok önemli Bat?l? e?itim kurumlar? aç?ld? ve birçok önemli reform yap?ld? (posta sistemi, polis kuvveti, maliye nezareti vs).

Türkiye’de anayasal süreç, 1808 tarihinde ilan edilen Sened-i ?ttifak ile ba?lay?p günümüze kadar devam etmektedir. II. Mahmut döneminde, Alemdar Mustafa Pa?a taraf?ndan haz?rlanan Sened-i ?ttifak, merkezi otoriteyi ta?rada hâkim k?lmak için Rumeli ve Anadolu ayanlar? ile Osmanl? Devleti aras?nda 29 Eylül 1808’de imzaland?. Osmanl?’da Sened-i ?ttifak ile Türk tarihinde ilk defa devlet iktidar? s?n?rland?r?ld???ndan, bu belge Türk tarihinde ilk “anayasal belge” kabul edilmektedir. Sultan Abdülmecit döneminde 3 Kas?m 1839 tarihinde Mustafa Re?it Pa?a taraf?ndan haz?rlanan Tanzimat Ferman? ilan edildi. Bu ferman ile Padi?ah, fermanda ilan edilen ilkelere ve konulacak kanunlara uyaca??na yemin etti. Tanzimat Ferman?, Türk tarihinde demokratikle?menin ilk somut ad?m?d?r.  Gülhane Park?’nda okunmas? nedeniyle Gülhane Hatt-? Hümayunu veya Tanzimat-? Hayriye de denir.

Tanzimat Ferman?n?n ?lan Nedenleri:

Available link for download

Read more »

Wednesday, May 31, 2017

Prof Dr Şerif Mardinden Bediüzzaman Said Nursi Olayı

Prof Dr Şerif Mardinden Bediüzzaman Said Nursi Olayı



Giri?

Prof. Dr. ?erif Mardin (1927-)[1], uzun y?llard?r Amerika Birle?ik Devletleri’nde ya?ayan ve ders veren önemli bir Türk sosyal bilimcidir (Sosyoloji alan?nda). Mardin’in en önemli ve tart??mal? özelli?i; bu yaz?da incelenecek olan “Bediüzzaman Said Nursi Olay?” kitab?ndaki gibi, birçok eserinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu modernist felsefesine (Kemalizm) ayk?r? say?labilecek ?slami ve di?er çevresel aktörleri bilimsel ?ekilde incelemeye ve anlamaya çal??mas?d?r.[2] Bu anlamda, “halk ?slam’?” (folk Islam) veya “hetorodoksi[3]kavram?, dünyada ve Türkiye’de Mardin’in bilimsel yaz?na en önemli katk?lar?ndan birisi olarak kabul edilmektedir. Mardin, son dönemde “mahalle bask?s?”[4]kavram?n? günümüz Türkiye’sine dair analizlerinde kullanmas?yla da dikkat çekmi? ve gündem yaratm??t?r. Bu yaz?da, Mardin’in çok ünlü ama ayn? zamanda oldukça tart??mal? olan eseri “Bediüzzaman Said Nursi Olay?”n? özetlemeye çal??aca??m. Ayr?ca, günümüzde Said Nursi’nin kurdu?u Nurculu?un bir kolu olan ve Fethullah Gülen liderli?indeki Gülen cemaatinin Türkiye siyasal hayat?ndaki tart??mal? konumu da dikkate al?nd???nda, kitab?n ve kitapta i?lenen fikirlerin daha da önemli bir hale geldi?ini burada belirtmek gerekir.



Prof. Dr. ?erif Mardin


Kitap Hakk?nda Genel Bilgiler

Orijinal ?ngilizce ismi “Religion and Social Change in Modern Turkey: The Case of Bediüzzaman Said Nursi[5] olan ve ilk kez 1989 y?l?nda State University of New York Press taraf?ndan kitap, Metin Çulhao?lu taraf?ndan 1992 y?l?nda Türkçe’ye çevrilmi? ve ?leti?im Yay?nlar? taraf?ndan bas?lm??t?r. Eserin Türkçe tam ismi "Bediüzzaman Said Nursi Olay?: Modern Türkiyede Din ve Toplumsal De?i?im" ?eklindedir. Kitap, ?imdiye kadar 18 bask? yapmay? ba?arm?? önemli bir klasiktir. Bu makale için kullan?lan kitap ise, 2010 tarihli 15. bask?d?r. Bu kitapta, Profesör ?erif Mardin, kendi takipçileri nezdinde çok özel bir konumu olan Said Nursi’yi ve yaratt??? ak?m?, bu hadisenin kendisine özgü nitelikleriyle birlikte, Türkiye’nin din-toplum ve din-devlet ili?kileri konular?ndaki genel perspektifi içerisinde yorumlamaya çal??maktad?r. 399 sayfal?k bu eser, Türk akademisinin y?ld?z isimlerinden olan Mardin’i sa? çevrelerde ve özellikle Nurcular aç?s?ndan çok makbul bir isim haline getirirken, hem çal??t??? konu ve ki?inin devlet nezdinde ho? kar??lanmamas?, hem de Nursi’yi çok parlatt??? yönündeki yorumlar nedeniyle, yazar, bu kitab? sonras?nda çok sert ele?tiriler de alm??; hatta birçoklar?na göre bu nedenle Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TÜBA) kabul edilmesi bile engellenmi?tir.[6] ?imdi, bu kitaba ve kitaptaki tart??mal? fikirlere daha yak?ndan göz atal?m.



“Bediüzzaman Said Nursi Olay?”


Cumhuriyet Döneminde ?slam Ara?t?rmalar?

Mardin’e göre, Türkiye’de ?slam ara?t?rmalar? Cumhuriyet’in ilk y?llar?nda geli?im gösterememi?tir. Bu, dini veya yar?-dini bir rejimden laik bir rejime geçi? yapan yeni devletin din konusundaki bask?c? ve a??r? ihtiyatl? duru?undan kaynaklanm??t?r. Ancak 1950 sonras?nda çok partili demokrasiye geçilmesiyle beraber, ?slam, hem entelektüel, hem de siyasal ve sosyolojik anlamda kendisini yeniden belirgin hale getirmi?tir. ??e, önce, Osmanl?ca veya Arapça klasiklerin Latin alfabesine geçen Türkiye’de yeni dile çevrilmesiyle ba?lanm??t?r. Ard?ndan, ?slam dini ile ilgili yeni çal??malar da üretilmi?tir. Ancak bu çal??malar, yazara göre daha çok kurumla?m?? veya kurumsalla?m?? ?slam’la ilgilidir; medreseler, ilmiye (ulema) s?n?f?, ?eyhülislam’?n Osmanl? siyasetindeki yeri vs. gibi. Oysa gerçek ?slam, halk?n kendisinin binlerce y?ll?k birikimi ve tecrübesi sonucunda özümsedi?i ve uygulad??? pratik veya hâlihaz?rda ya?ayan dindir.[7] Bunun ara?t?r?lmas? ise, Türkiye’de 1950’lerden sonra bile eksik kalm??t?r. Bu nedenle, Mardin’e göre, Türkiye’de laik kesimin en sert ele?tirilerini yöneltti?i ve hatta zaman zaman nefret objesine dönü?ebilen Bediüzzaman Said Nursi’yi incelemek, önemli bir akademik bo?lu?u doldurmak ve Türkiye sosyolojisine dair önemli tespitler yapmak imkân?n? sa?lamaktad?r.

Said Nursi: Hayat?

Said Nursi, 1878 y?l?nda Bitlis vilayetine ba?l? Hizan ilçesinin Nurs köyünde 7 çocuklu bir ailenin dördüncü çocu?u olarak do?mu?tur. Babas?n?n ad? Mirza, annesinin ad? ise Nuriye’dir. 15 ya??nda bir medrese ö?rencisi iken hocas? taraf?ndan verilen “Bediüzzaman” (zaman?n e?sizi) lakab? ismiyle birlikte an?l?r. Çocuklu?unda çevresindeki medreselerde e?itim görmü?tür. Kendisinde görülen üstün haf?za sebebiyle, önceleri “Molla Said-i Me?hur” diye tan?nm??t?r. Talebelik y?llar?nda, temel ?slami ilimlerle ilgili yakla??k 90 kitab? ezberlemi?tir. ?irvan, Siirt, Bitlis, Do?ubayaz?t ve Tillo’dan sonra 1894’te Mardin’e geçmi?tir. Oradan da Bitlis’e gitmi?, sonra da Van’da 12 sene kalm??t?r. Van’da kald??? sürede, e?itim metodunu tamamen kendisinin haz?rlad??? bir medrese kurmu?tur. Esas hedefi ise, ayn? metodun uygulanaca?? bir üniversiteyi Do?u Anadolu’da kurmakt?r. Bu üniversitede din ilimleri ile fen ilimleri birlikte ö?retilecek, etnik diller de serbest tutulacakt?. Bu üniversiteye, Kahire’deki me?hur El Ezher Üniversitesi’nden hareketle “Medresetü’z-Zehra” ismini vermi?tir. 1900’lü y?llar?n ba??nda 1907 y?l?nda do?uda “Medresetü-z Zehra” ad?nda bir ?slam teolojisi üniversitesi kurmak fikriyle ?stanbul’a gelmi? ve asl?nda hayat? boyunca da bu fikrini gerçekle?tirmek için gayret göstermi?tir. 13 Nisan 1909 tarihinde tarihe “31 Mart Vakas?” olarak geçen isyanda isyanc?lar? yat??t?rmaya çal??m??; isyan bast?r?ld?ktan sonra kendisi de olaya kar??t??? iddias? ile tutuklanm??, fakat mahkemesi görüldükten sonra beraat etmi?tir. Birinci Dünya Sava?? y?llar?nda 1914 y?l?nda Do?u cephesinde gönüllü milis alay? komutan? olarak hizmet etmi?tir. Sava? esnas?nda, Mart 1916’da Bitlis’te yaralan?p iki buçuk y?l Rusya’da esir kalm??t?r. 1917’deki Bol?evik ?htilali esnas?ndaki karga?adan yararlan?p esaretten kurtulmu?tur. Leningrad’dan Almanya’ya, oradan da Petersburg üzerinden Var?ova’ya gelmi?, Viyana’y? da gördükten sonra, Sofya üzerinden trenle 1918 Haziran’?nda ?stanbul’a ula?m??t?r. Dönü?te, Genelkurmay’?n kontenjan?ndan Osmanl?’n?n en üst düzey dini dan??ma merkezi olan ve Mehmet Akif Ersoy’un sekreterli?ini yapt??? “Darü’l-Hikmeti’l-?slamiye”de 4 y?l görev yapm??t?r. ?ngilizlerin ?stanbul’u i?gali y?llar?nda onlar?n aleyhinde “Hutuvat-? Sitte”[8]ad?yla bir risale ne?retmi?tir. 1925 y?l?nda Van’da e?itim faaliyetlerinde bulunurken, o s?rada meydana gelen ?eyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete kar?? ç?kt??? halde, tedbir olarak 1926 y?l?nda önce Burdur’a, ard?ndan 25 Ocak 1927’da Isparta ve Isparta ili E?irdir ilçesine ba?l? ve E?irdir’in 25 km kuzeybat?s?nda Barla’ya gönderilmi?tir. Burada sekiz y?l kalm??; “Risale-i Nur” isimli Kur’an tefsirinin ço?u bölümlerini burada yazm??t?r. Eserleri ve fikirleri sebebiyle 1935 senesinde Eski?ehir Mahkemesi’ne sevk edilmi? ve 1936 y?l?nda sürgüne gönderildi?i Kastamonu’da eserlerini yazmaya devam etmi?tir. 1943’te Denizli Mahkemesi’ne, 1948’de Afyon Mahkemesi’ne sevk edilmi?; tüm bu mahkemeleri beraatla neticelenmi?tir. 1950 y?l?nda çok partili hayata geçildi?inde, eserlerini matbaada bast?rm?? ve geni? kitlelerce tan?nmaya ba?lam??t?r. Said Nursi, 23 Mart 1960 tarihinde 82 ya??nda ?anl?urfa’da vefat etmi?tir. Naa??, Halilürrahman Dergâh?’nda kendisine ayr?lan yere defnedilmi?; ancak 27 May?s 1960 askeri darbesi sonras?nda, Milli Birlik Komitesi hükümeti karar?yla, mezar? Urfa’daki yerinden al?narak Isparta’ya götürülerek ?ehir mezarl???na gizlice defnedilmi?tir.

Prof. ?erif Mardin’in Kitab?ndan Baz? Fikirler ve Bunlar?n Yorumlanmas?

Said Nursi (1876-1960)[9], Osmanl?’n?n son ve Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk ony?llar?nda ya?am?? son derece dindar bir Müslüman ve Nurculuk ad? verilen ?slami ak?m?n (Nur cemaati de denir) kurucusudur. 1878 Bitlis Hizan do?umlu olan Nursi’nin gerçek ismi Said Okur’dur. Cumhuriyet’in ilk y?llar?nda devletten pek teveccüh göremese de, 1950’lerde Demokrat Parti ve Adnan Menderes-Celal Bayar ikilisinin iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye’de sa? çevreler için çok mümtaz bir kimse haline gelen Nursi, Mardin’e göre, ?slam dinine mitsel ve ?iirsel sembolik bir repertuar kazand?rm?? olan önemli bir ?slam âlimidir. Laik Türkiye’de unutulan ?slami de?erleri yeniden canland?rma amac?n? gütmü? olan Nursi, di?er ?slam bilginleri ve muhafazakâr siyasetçiler gibi temel bir sorunla kar??la?m??t?r: Son derece kapsaml? ve kendisine özgü bir hukuk sistemi bile olan ?slam dini ile kendisine özgü gereksinimleri ve kurallar? olan devleti nas?l bir arada tutabilecek ve bir potada eritebilecektir?.. Osmanl? Devleti, hiç dü?ünmeden Frans?z medeni hukukunu Türkçe’ye çevirebilecek, baz? alanlarda uygulamaya sokabilecek ve yeri geldi?inde din kurallar?n? devlet kar??s?nda arka plana atabilecek esneklikte bir devlet olmu?tu. Bu konu d???nda, Kürt kökenli olan ve hatta Said-i Kürdi olarak da bilinen Nursi’nin bir di?er önem verdi?i ve kafa yordu?u konu da, yeni kurulan milli ve üniter Türkiye devleti içerisinde Kürtlerin durumu olmu?tur. Bu iki konu üzerinde yazd?klar?, Nursi’ye dini-teolojik yönü d???nda siyasal baz? anlamlar da yüklenmesine neden olmu?tur.

?slam teolojisinde arac?l?k kurumu genel olarak reddedilse bile, Ortado?u’nun ekolojik baz? ko?ullar? (halk?n ?slam konusunda cehaleti, tarih ve Arapça bilmemesi vs.), arac?l?k kurumunu ço?u zaman bir gereklilik haline getirmi?tir.[10] Ortodoks uleman?n “yasalc?, mütereddit ve kuru” nitelikteki kent ?slam’?, genellikle tasavvufi hareketleri güçlendirmi?tir. Ancak kent Sufili?i de ikiye ayr?l?r; Sufilik e?itimi alanlar ve kitleler… Dolay?s?yla, hem Ortodoks, hem de Heterodoks anlamda, ?eyh ve arac? din adamlar?, Ortado?u co?rafyas?nda sosyolojik olarak gerekli görülmü? ve kendili?inden ortaya ç?km??lard?r. Asl?na bak?l?rsa, “ulu ki?i” imaj?, ?slam toplumlar?nda pater familias’la ve ö?retmenin benzer rollerini vurgulayan örgütlenme ilkeleri ile de uyum halindedir. Bu noktada, Nurculuk ve Said Nursi’nin ay?rt edici özelli?i ise, sembolizm konusunun ve mistisizm özelli?inin di?er ?slami gruplara k?yasla çok daha ön planda olmas?d?r. Di?er önemli bir Türk ayd?n? olan Zülfü Livaneli de, Nurculuk ile varolu?çuluk ak?m? aras?ndaki paralelliklere dikkat çekmi?tir.[11]

Nursi’nin kurulmas?na önderlik etti?i Nurculuk, son derece karma??k bir ?slami harekettir. 20. yüzy?l?n ba?lar?nda Osmanl?’da ve sonras?nda Türkiye’de olu?an agnostik veya ateist ayd?n-dindar halk uçurumu[12], Anadolu’da demokrasinin ve modernle?mesinin önünde en büyük engeli te?kil etmi?tir. Bu anlamda, Nurculuk, yazara göre sosyolojik baz? geli?melerin sonucu olarak do?mu?tur. 1926 y?l?nda devlet taraf?ndan Isparta’ya yerle?tirilen Nursi, Osmanl? döneminde de önemli bir din ve siyaset merkezi olmu? ve birçok devlet adam? yeti?tirmi? bu bereketli topraklarda, Cumhuriyet’e geçi?le birlikte ya?anan keskin geçi?i tam olarak benimseyemeyen halk kitlelerini pe?inden sürüklemeyi ba?arm??t?r. Burada kitleleri en çok etkileyen unsur, modern ya?am?n baz? niteliklerine kolay adapte olamayan Anadolu halk?n?n, Nursi’de ahlâk? bulmas?d?r. Modern toplumda ahlâki de?erleri yerli yerine oturtamayan insanlar, bu de?er bo?lu?u içerisinde maneviyat? ve ahlâk kayna??n? en kolay ?ekilde ?slam dininde ve ömrünü bu yola adayan Said Nursi gibi ki?ilerde bulmu?lard?r. Zaten tam da bu nedenle, tek-parti dönemi, askeri darbe ya da müdahaleler sonras?ndaki ara rejim dönemleri ve Bülent Ecevit’in 1970’lerdeki inan?lmaz performans? say?lmazsa, Türkiye’yi daima merkez sa? ve sa? hükümetler yönetmi? ve ?slam dini, toplumsal ve siyasal ya?amda hep ön planda olmu?tur. Buna kar??n, Nursi’nin ve Nurculuk hareketinin tasavvur etti?i ?slam anlay???, hareketin 1950’lerde Adnan Menderes ve Demokrat Parti’ye, 1960’larda Süleyman Demirel ve Adalet Partisi’ne, 1970’lerde Necmettin Erbakan ve Milli Selamet Partisi’ne, 1980’lerde Turgut Özal ve ANAP’a, 2000’lerin ba??nda ise Adalet ve Kalk?nma Partisi’ne ve Recep Tayyip Erdo?an’a destek verdi?i de dü?ünülürse, köktendinci ?slamc?l?k noktas?nda Arap dünyas?ndaki hareketlerden ayr?l?r ve Türkiye’ye özgü daha modernist bir çizgiyi temsil eder.

Kitab?n?n son bölümünde ise, ?erif Mardin, kitap boyunca yapt??? inceleme ve analizlerin ard?ndan önemli tespitler yapmakta ve önceki tespitleri tekrarlamaktad?r. Ona göre; Said Nursi’nin ve Risale-i Nur külliyat?n?n en temel özelli?i; ki?iyi çevreleyen dünya ile ilgili bir “efsun” yaratan mitik-?iirsellik duygusunun korunmas?d?r. ?kincisi, yazar?n at?fta bulundu?u ve “lehçe” olarak nitelendirdi?i bu özel dil, belirli birinin ki?ili?inin ya da kimli?inin geni?lemesi ?eklinde tan?mlanabilecek yap?dad?r. Üçüncü olarak, bu lehçe, evrenin ve dünyan?n bili?sel bir modelinin olu?turulmas?na yaramaktad?r. Lakin bu üç boyutun hiçbiri, kendi kat?ks?z halinde görülmez; aralar?ndaki ili?ki, renkler aras?ndaki ili?kiye benzer: renkler birbirine kar???r, te?his edilebilir renkler kar???m içinde belirsizle?irken, sonra belli noktalarda yeniden ortaya ç?karlar.

Sonuç

Bugün Türkiye’de sol çevrelerde en s?k kullan?lan argümanlardan birisi de, ?eyh, cemaat lideri veya benzeri din adamlar? ya da büyüklerinin cahil halk? din ile aldatt?klar? ve bundan ekonomik ve siyasal ç?kar elde ettikleri yönündedir. Bu, asl?nda bir bak?ma do?ru da olabilir. Ancak Türkiye gibi halk?n gelir seviyesinin son derece dü?ük oldu?u ve halk?n seçmen davran???n? neredeyse tamamen ekonomik rasyonelin belirledi?i bir ülkede, bu tarz bir aç?klama son derece yetersiz kalmaktad?r. Bugün milyon dolarl?k ekonomilere ve siyasi nüfuza sahip olan çe?itli tarikat ve cemaatler, devletin ?slam anlay??? ve pratiklerindeki bir eksikli?i doldurdu?u için bu kadar destek buluyor olmal?d?rlar. Zira aksi takdirde, insanlar?n kendi k?ymetli ve k?s?tl? vakit ve paralar?n? ba?kalar? için harcamalar?n?n bir izah? olamaz. Modern toplumda bireyin ya?ad??? yaln?zl?k ve çaresizlik duygusu, ekonomik sorunlar ve içsel dindarl?k gibi birçok faktör, bireylerin tarikat ve cemaat gibi yap?lara kat?lmas?na neden olabilmektedir. Ayr?ca Said Nursi’nin takipçilerinin sosyolojik olarak daha çok alt veya orta alt s?n?f olarak de?erlendirilebilecek ki?ilerden ç?kmas?, ?dris Küçükömer’in Türkiye’ye dair yapt??? me?hur sa?-sol tespitini de akla getirirsek, bu anlamda oldukça manidard?r. Sonuçta, Said Nursi ve di?er ?slam ak?mlar?, ciddi akademik çal??malar yap?larak incelenmesi ve küçümsenmemesi gereken sosyolojik tabanl? hareketlerdir. Mardinin çal??mas?n? da, bu yolda at?lm?? ilk cesur ad?m olarak kabul etmek gerekir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMEC?




[1] 1927 y?l?nda ?stanbul’da do?du. Galatasaray Lisesi’nde ba?lad??? orta ö?renimini ABD’de tamamlad?. Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü mezuniyetinin ard?ndan lisansüstü e?itimini John Hopkins Üniversitesi’nde yapt?. 1954’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak giren ?erif Mardin, doktoras?n? “Yeni Osmanl?lar?n Dü?ünsel Yap?tlar?” konulu teziyle Stanford Üniversitesi’nde tamamlad?. 1964’te Doçentli?e, 1969’da Profesörlü?e yükseldi. 1973’te geçti?i Bo?aziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Sosyoloji dersleri verdi. ABD’de Columbia ve California, ?ngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde konuk ö?retim üyesi olarak dersler verdi. Halen Washington D.C.’deki American University Uluslararas? ?li?kiler bölümünde ö?retim üyeli?i yapan ve ayn? üniversite bünyesinde faaliyet gösteren ?slâmi Ara?t?rmalar Merkezi’nin Ba?kanl??? görevini sürdüren, ayn? zamanda Sabanc? Üniversitesi´inde ö?retim görevlili?ine devam eden Mardin’in yay?mlanan kitaplar? ?unlard?r: Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908 (1964), Din ve ?deoloji (1969), ?deoloji (1976), Türkiye’den Toplum ve Siyaset (Makaleler derlemesi, 1990), Siyasal ve Sosyal Bilimler (Makaleler derlemesi, 1990), Türkiye’de Din ve Siyaset (Makaleler derlemesi, 1991), Türk Modernle?mesi (Makaleler derlemesi, 1991), Religion and Social Change in Modern Turkey. The Case of Bediüzzaman Said Nursi (1989) [Bediüzzaman Said Nursi Olay? / Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal De?i?im (1992)], The Genesis of Young Ottoman Thought (1962) [Yeni Osmanl? Dü?üncesinin Do?u?u (1996)], Türkiye, ?slam ve Sekülarizm (Makaleler derlemesi, 2011). Bak?n?z; http://www.iletisim.com.tr/kisi/serif-mardin/4891. Hakk?nda di?er bir kaynak için; https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eerif_Mardin.
[2] Y?llar sonra Prof. Dr. Tayfun Atay da “Bat?’da Bir Nak?i Cemaati - ?eyh Naz?m K?br?si Örne?i” adl? çal??mas?nda, K?br?s’ta ya?ayan Nak?i lideri ?eyh Naz?m K?br?si ve hareketini benzer yöntemle incelemi?tir. Bak?n?z; http://www.idefix.com/Kitap/Batida-Bir-Naksi-Cemaati-Seyh-Nazim-Kibrisi-Ornegi/Tayfun-Atay/Arastirma-Tarih/Tarih/Dunya-Tarihi/urunno=0000000379234.
[3]Heterodoks” sözcü?ü, “farkl?” anlam?na gelen Yunanca heteros ve “ö?reti, dü?ünce” anlam?ndaki doxa sözcüklerinden olu?ur. “Ana ak?mdan sapm?? olan” anlam?na gelir. Bu kavram, dini gruplar aras?nda kendilerini kutsal metne ve din kurucusunun gösterdi?i yola en uygun davranan gruplar taraf?ndan az?nl?kta kalan gruplar için kullan?lm??t?r. Ancak heterodoks kabul edilen gruplar, kendilerini böyle de?il, aksine Ortodoks (sahih) görürler. Bu sözcük, ayr?ca, belirli bir dü?ünce ve ideoloji alan?nda ana ak?ma ba?lanmay?p, merkezi iktidar?n diliyle konu?mayan, farkl?l?klara aç?lan dü?ünme ve davranma biçimi diye de tan?mlanabilir. Örne?in, Osmanl? iktidar?n?n dini kimli?i Ortodoks ?slam kabul edilen Sünnilik’in Hanefilik kolu olmas?na kar??n, imparatorluk tebaas? olan Müslüman halk?n önemli bir bölümünün inançlar? çe?itli versiyonlar?yla Sufili?in popüler veya entelektüel biçimleri, yani Heterodoks ?slam’d? (Alevilik, Bekta?ilik, Hurûfilik, K?z?lba?l?k, Kalenderilik, Mevlevilik, Türkmenlik). Bak?n?z; https://tr.wikipedia.org/wiki/Heterodoks.
[4] Bak?n?z; https://www.youtube.com/watch?v=yClDFe5sfS8.
[5] Bak?n?z; https://www.com/Religion-Social-Change-Modern-Turkey/dp/0887069975.
[6] http://www.milliyet.com.tr/serif-mardin-ve-said-nursi/taha-akyol/siyaset/siyasetyazardetay/13.04.2010/1224291/default.htm.
[7] Bir ilahiyatç? de?il, Sosyolog olan Mardin’in bu ?ekilde konuya yakla?mas? gayet do?al ve kendi bilimsel uzmanl??? aç?s?ndan da daha do?rudur.
[8] http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=HutuvatiSitte&Page=89.
[9] Hakk?nda kurulmu? bir web sitesi için; http://www.bediuzzamansaidnursi.org/. Hakk?nda bilgiler için; https://tr.wikipedia.org/wiki/Said_Nurs%C3%AE.
[10] Burada yazar olumlu veya olumsuz bir görü? ileri sürmemekte ve sadece tespit yapmaktad?r.
[11] ?zlemek için; https://www.youtube.com/watch?v=ZGQQiUHpjSc.
[12] Bu konuda Yakup Kadri’nin “Yaban” roman? tarihi bir vesika olarak okunabilir. Bu roman hakk?nda bir analiz için; http://www.academia.edu/1601521/_%C3%96rmeci_Ozan_2010_P-Kitap_Yaban_Politika_Dergisi_y%C4%B1l_3_say%C4%B1_24_sayfa_152-154


Available link for download

Read more »

Sunday, April 9, 2017

Prof Dr Ali Vahit Turhanla Türkiye Fransa İlişkileri Üzerine E Mülakat

Prof Dr Ali Vahit Turhanla Türkiye Fransa İlişkileri Üzerine E Mülakat



Geçti?imiz y?l Türkiye-Fransa ili?kilerinin geli?mesine üstün katk?lar sa?layan ki?ilere verilen “Chevalier des Palmes Académiques” ni?an?n? kazanan[1] Beykent Üniversitesi ?ktisadi ve ?dari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Ba?kan? Prof. Dr. Ali Vahit Turhan’la[2] bir e-mülakat gerçekle?tirdim. A?a??da bu mülakat? bulabilirsiniz.

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci: Say?n hocam, yo?un çal??malar?n?zdan f?rsat bularak bize zaman ay?rd???n?z için öncelikle size UPA okurlar? ad?na te?ekkürü bir borç bilirim. Ayr?ca geçti?imiz y?l kazand???n?z “Chevalier des Palmes Académiques” ödülü nedeniyle de sizi kutlamak isterim. Sitemizi takip eden genç akademisyen ve ö?renciler için, öncelikle meslek ya?am?n?z? k?saca özetlemenizi isteyebilir miyim?

Prof. Dr. Ali Vahit Turhan: Te?ekkür ederim Say?n Örmeci. Üniversite e?itimimi Fransa’da Provence Üniversitesi’nde felsefe ve siyaset bilimi alanlar?nda gerçekle?tirdim. Siyaset felsefesi alan?nda da doktoram? tamamlad?m. 1988’de o sene aç?lan Marmara Üniversitesi Frans?zca Kamu Yönetimi Bölümü’nün kurucular? aras?na kat?ld?m. 2012 senesinde emekli olana kadar ve son 6 senesi Bölüm Ba?kan? olmak üzere ayn? kurumda çal??t?m. Bu seneler aras?nda çe?itli Frans?z üniversitelerinde ders, seminer ve konferansç? olarak birçok kere bulundum. 2010-2011 akademik y?l?n? ABD’de Rutgers Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Bölümü’nde misafir ö?retim üyesi olarak geçirdim. 2013 senesinden beri Beykent Üniversitesi mensubuyum ve Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Ba?kanl???n? yürütüyorum.


Prof. Dr. Ali Vahit Turhan, 4 Kas?m 2015 tarihinde Frans?z Saray?’nda (Palais de France) gerçekle?tirilen törende “Chevalier des Palmes Académiques” ni?an?n? al?rken.

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci: Say?n hocam, Türkiye-Fransa ili?kilerini de?erlendiren yak?n tarihli bir makalemde, Nicolas Sarkozy döneminde gerilen ili?kilerin François Hollande döneminde ya?ad??? normalle?meye dikkat çekmi?tim[3]. Siz Fransa’y? ve Frans?z kültürünü çok iyi tan?yan bir insan olarak, Türkiye-Fransa ili?kilerinin güncel durumunu nas?l de?erlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Ali Vahit Turhan: Türkiye-Fransa ili?kileri geleneksel olarak Kanuni Sultan Süleyman ve I. François devrine kadar geri götürülür. Bu ili?kiler de?i?ik tarihi konjonktürlere göre ini?li ç?k??l? olmu?tur. Geç Osmanl? ve erken Cumhuriyet elitleri Frans?z kültürüyle yeti?mi?lerdir. Osmanl? modernle?mesi ve Cumhuriyet’in laikle?me sürecinde Fransa model ülke olarak önemli bir rol oynam??t?r. Kurtulu? Sava?? s?ras?nda 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anla?mas?’yla, Fransa, Ankara Hükümeti’ni tan?yan ilk Bat?l? devlet olmu?tur. Bat?’ya ba?l? modern bir Türkiye, Fransa’n?n geleneksel De Gaulle’cü d?? politikas?nda her zaman kabul görmü?tür. Türkiye-Fransa ili?kilerinin güncel durumu, AB ve Türkiye ili?kileri ile Ermeni soyk?r?m? iddialar?n?n kar??s?nda Fransa’n?n tutumuna ba?l? olarak ?ekillenmi?tir. Fransa, 1995’te Gümrük Birli?i karar?n?n al?nmas?nda ve 1999’da Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin aday olarak tan?nmas?nda olumlu bir tutum göstermi?tir. Fakat Nicolas Sarkozy döneminde Türkiye’nin bir Avrupa ülkesi olmad??? ileri sürülerek AB içinde görülmek istenmemesi, iki ülke aras?ndaki ili?kileri olumsuz etkilemi?tir. Bilindi?i üzere, Sarkozy döneminde AB üyelik sürecinde 5 önemli fasl?n aç?lmas? bloke edilmi?ti. François Hollande ise, Sarkozy’den farkl? olarak müzakerelerin devaml?l???na kar?? olmad???n? belirtmi?tir. Bununla birlikte, Türkiye’nin adayl?k sürecini h?zland?rmak ya da yava?latmak için hiçbir sebep olmad???n? da söyleyerek, AB’ye kat?l?m?n ancak Fransa’da yap?lacak bir referandum sonucunda olabilece?ini tekrarlam??t?r.

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci: Gerek ikili ili?kilerin, gerekse Türkiye-Avrupa Birli?i ili?kilerinin geli?tirilmesi için sizce önümüzdeki dönemde kar??l?kl? olarak ne gibi ad?mlar at?labilir?

Prof. Dr. Ali Vahit Turhan:  Türkiye’nin AB’ye kat?l?m?na hem Avrupa’daki güncel krizden kaynaklanan yabanc? dü?manl??? ve popülist politikalar, hem de Türkiye’deki insan haklar? ve ifade özgürlü?ü ihlallerinden kaynaklanan sorunlar engel olu?turmaktad?r. Her ne kadar Türkiye’nin üyelik müzakereleri mülteci krizinde oynad??? rolle yeniden h?zlanm?? görünse de, bu sorunlar var oldukça üyeli?i uzak bir ihtimal olarak görüyorum. Bütün ?artlar yerine geldikten sonra bile Türkiye’nin AB’ye kat?l?m?yla ilgili Fransa’da yap?lacak olas? bir referandumun 2/3 oran?nda Türkiye kar??tl???n? yans?taca?? öngörülmektedir. Ancak Fransa ile ekonomik ili?kilerin yo?unlu?u göz önünde bulundurulursa, Türkiye’nin Fransa için önemli bir pazar oldu?unu da göz ard? etmemek gerekir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci: 2017 y?l?nda Fransa’da Cumhurba?kanl??? seçimi yap?lacak. Seçime daha uzunca bir süre olmas?na kar??n, potansiyel adaylar? ve seçimi kazanma ?anslar?n? nas?l de?erlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Ali Vahit Turhan: Öngörüde bulunmak için henüz erken olmas?na ra?men, a??r? sa?c? Ulusal Cephe Partisi’nin lideri Marine le Pen’in AB’den ç?k?? (Frexit) söylemini kullanarak aday olaca??na kesin gözle bak?labilir. Fransa’da i? kanunu tasar?s?na duyulan tepkilerin sonucunda ?u anda iktidarda olan Sosyalist Parti (PS) ve Hollande’?n yeniden seçilemeyece?i de bir o kadar kesin görünmektir. Bu ko?ullar alt?nda, ibre, eski Ba?bakanlardan ve merkez sa? parti liderlerinden olan ve ayn? zamanda Galatasaray Üniversitesi Yüksek Denetleme Komitesi Ba?kanl???n? da yürüten Alain Juppé’yi göstermektedir.

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci: Son olarak, Türkiye ve dünyada takip etti?iniz önemli yazar ve akademisyenleri bize sayabilir misiniz?

Prof. Dr. Ali Vahit Turhan: Kariyerimin bu a?amas?nda Frans?zlar?n dedi?i gibi okumaktan çok yeniden okuyorum. Onun için gençlere tavsiyem, sosyal bilimin klasikleri olan Weber, Durkheim ve Marx gibi yazarlar?, ikincil kaynaklardan çok birincil kaynaklardan özenle okumalar?d?r.

Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci: Bu keyifli röportaj için size çok te?ekkür eder, meslek ya?am?n?zda ba?ar?lar?n?z?n devam?n? dilerim.


Röportaj: Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMEC?
Tarih: 01.07.2016


[1] Detaylar için; http://www.beykent.edu.tr/haberler/2015/prof-dr-ali-vahit-turhan-fransiz-hukumeti-tarafindan-chevalier-des-palmes-academiques-ile-onurlandirildi.
[2] Prof. Dr. Ali Vahit Turhan’?n cv’sine buradan bak?labilir; http://ees2.beykent.edu.tr/WebProjects/dosyalar/iibf/02_12_2013_ali-vahit-turhan.pdf.
[3] Bak?n?z; https://www.academia.edu/25798398/_%C3%96rmeci_Ozan_2016_Turkish-French_Relations_in_Recent_Years_Signs_of_Normalization_During_Hollande_Period_and_Predictions_for_The_Future_International_Multilingual_Academic_Journal_Vol._3_no_2_May_2016_pp._140-160.


Available link for download

Read more »

Friday, March 3, 2017

Prof Dr Oral Sanderden İki Ciltlik Siyasi Tarih Serisi

Prof Dr Oral Sanderden İki Ciltlik Siyasi Tarih Serisi



1940-1995 y?llar? aras?nda ya?am?? ve uzun y?llar Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ders vermi? olan Prof. Dr. Oral Sander[1], Türkiye’de Uluslararas? ?li?kiler disiplinin ortaya ç?kmas?nda ve geli?mesinde büyük hizmetleri olmu? önemli bir bilimadam?d?r. Bu yaz?da, Sander’in ?mge Kitabevi taraf?ndan bas?lan ve bugüne kadar onlarca bask? yapan iki ciltlik “Siyasi Tarih” adl? kitap serisinden (birinci cilt: “?lk Ça?lardan 1918’e”[2], ikinci cilt: “1918-1994”[3]) önemli bölümler özetlenecektir.

Prof. Dr. Oral Sander

Siyasi Tarih Nedir?
Tarihin ne oldu?u ya da nas?l tan?mland??? konusunda tam bir anla?ma yoktur. Her bilim dal?nda tan?m vermek güç ve bir dereceye kadar yan?lt?c? bir u?ra?t?r. Tan?m, genellikle kolay anla??l?r ve aç?k seçik de olmaz; okuyucunun belle?inde kolayca yerle?emez. Ça?da? ?ngiliz tarihçisi A. J. Taylor, “Tarihçinin ana görevi, ?u çocuksu soruyu yan?tlamakt?r: Sonra ne oldu ve sonra kim geldi?” derken, basit ve anla??l?r bir biçimde, tarihte olaylar?n önemini vurgulamaktad?r. Tarihçi, öncelikle olaylar? ele alacak ve bu olaylar? kronolojik ve sistematik bir biçimde inceleyecektir. K?saca, tarihçi, çözümlemeden (analiz) çok, betimleme (tasvir) ile u?ra??r. Önemli görevi, say?lamayacak kadar çok olay olaylar aras?nda önemli olanlar? bulmak ve inceleme için ay?rmak, önemsiz sayd?klar?n? ise elemektir. Bu aç?klamaya kat?lmayan tarihçiler de vard?r. Bunlar, t?pk? do?a bilimlerinde oldu?u gibi, tarihte de çok say?da ve de?i?ik olaylar aras?nda nedensel yasalar?n bulunabilece?ini ileri sürerler. Ancak tarihçinin as?l görevi, son derece karma??k olan, aralar?nda yap?sal benzerliklerin kolayca bulunamad??? de?i?ik olaylar aras?nda zorunlu ve s?k? ba?lant?lar, evrensel geçerlikte yasalar bulmak de?ildir.

Tarihin inceledi?i olaylar, kendi ba?lar?na kendi içlerinde anlaml?d?rlar. Fizikte yerçekimi yasas?, bir ta??n dü?mesi olay?ndan daha aç?klay?c?, de?erli ve anlaml? olabilir. Ama Napolyon’un 1812, Hitler’in 1941 Rusya seferleri, aralar?ndaki benzerlikler ne kadar çok olursa olsun, kendi ba?lar?na gerçek, aç?klay?c? ve daha önemlisi anlaml?d?rlar. Disiplinleraras? i?birli?inin son derece geli?ti?i son y?llarda, tarihçinin ana u?ra??s?, çok karma??k olan, incelenmesi ve aç?klanmas? uzun zaman alan tarihi olaylar? ortaya koymaya çal??makt?r. Bu aç?dan, tarihi, “geçmi?teki insan davran??lar?n? inceleyen ve olaylar?n yorumunu yapan bir bilim dal?” olarak tan?mlamak yanl?? olmayacakt?r. Dikkat edilirse, tan?mda olaylar?n yorumu geçmektedir. Bu da, bize tarihin yaln?zca olaylardan ibaret olmad???n? hat?rlatmal?d?r. Olaylar ve bu olaylar? aç?kl??a kavu?turan belgeler, tarih ile u?ra?anlar için temel konular olmakla birlikte, tarihçi olaylardan bir feti? yaratmamal?d?r. Olay, tarihin tek kurucusu de?ildir. Tek tek olaylar?n nedenlerinin ortaya konmas? da tarihçinin çabas? içinde olmal?d?r. Tarihi bir inceleme, bir ölçüde nedenlerin incelenmesidir; yoksa yap?lan kronoloji olur. Tarihçinin ara?t?rd??? nedenler hem çok, hem de karma??kt?r. Örne?in Birinci veya ?kinci Dünya Sava??’n?n nedenleri, belki tüm insanl?k tarihindeki önemli olaylar?n bile?imi içinde bulunabilir. Böylesine karma??k nedenlerle kar??la?an tarihçinin önemli görevlerinden biri, bunlar? önemlerine göre s?raya sokmak, bunu yapt?ktan sonra da, hangi nedenin ya da nedenler kategorisinin en önemlisi oldu?una karar verip, nihai nedeni ya da nedenleri bulmakt?r. Tarihçinin yapt???, asl?nda i?lenen konunun yorumudur. Her tarihi olay?n incelenmesi, nedenler aras?nda öncelik çevresinde döner. Yani, neden belirli bir olay, tarihin genel ak???n?n belli bir noktas?nda ve o biçimde ortaya ç?k?yor? Tarihçi, sürekli bu soru ile u?ra??r. "Neden" sözcü?ü, bilimle u?ra?anlar?n akl?na kendili?inden "Sonuç" sözcü?ünü de getirir. ??te bu denklem, bizi neden-sonuç ili?kisine sürükler.

Tarihten daha dar anlamda kullan?lan ve onun bir bölümü olan siyasi tarih, devletlerden, devletlerin ortaya ç?k???ndan, de?i?me, geli?me, y?k?l??lar?ndan ve devletler aras?ndaki siyasal ve bir dereceye kadar ekonomik ili?kilerden söz eder. Bu bak?mdan, bu terimden Bat?’da uluslararas? ili?kiler tarihi olarak ifade edilen alan anla??lmal?d?r. Siyasi tarih denince iki boyut anla??lmal?d?r:

1-) Devletlerin kurulu?lar?, geçirdikleri de?i?iklikler, devlet içindeki insanlar?n, s?n?flar?n, sosyal gruplar?n birbirleriyle çat??malar? ve devletlerin genel dünya tarihi ve dünya devletler mozai?i içinde yer ve önemleri.
2-) Ba??ms?z devletlerin yani uluslararas? sistemin temel birimlerinin birbirleriyle olan ili?kilerinin tarihinin incelenmesi.

?nsanl?k tarihi kabaca üç ana bölümde incelenebilir:

1-) MÖ 5000-MÖ 500 döneminde 4500 y?l süren tar?ma dayal? uygarl?klar ve Ortado?u (Mezopotamya) bölgesinin üstünlü?ü dönemi.
2-) MÖ 500-1500 döneminde 2000 y?l süren uygarl???n global bir nitelik almaya ba?lad??? dönem. Bunu kendi içinde üçe ay?r?yoruz:
A-) Grek uygarl??? ve Helenizm (MÖ 500-500).
B-) ?slamiyet’in do?u?u ve üstünlü?ü (600-1000).
C-) Steplerin dünya üstünlü?ü: Türk ve Mo?ollar (1000-1500).
3-) 1500’den günümüze kadar Avrupa egemenli?i dönemi.


Siyasi Tarih – ?lk Ça?lardan 1918’e

19. Yüzy?la Kadar Dünya Tarihinin Anahatlar?
1-) Tar?ma Dayal? Uygarl?klar: Ortado?u’nun baz? bölgelerinde, insanlar?n, MÖ 7000 dolaylar?nda tar?ma ba?lad?klar? ve kimi hayvanlar? ehlile?tirdikleri bilinmektedir. Gerçekten tar?m devrimi dedi?imiz hadise, insano?lunun baz? bitki ve hayvan türlerini denetleyip, geli?tirme ve geni?letme süreci olarak da tan?mlanabilir. Tar?m uygarl?klar?, küresel bir kapsam göstermez. Bunlar, kendi kendine yeterlilik esas?na dayal? kapal? uygarl?klard?r. Mezopotamya ve M?s?r uygarl?klar? da, baz? alanlarda çok ileri girmelerine kar??n, genel olarak bu özelliktedirler. Bu uygarl?klar?n öncüsü, MÖ 5000 dolaylar?nda Mezopotamya bölgesinde kurulan Sümerlilerdir. Mezopotamya üzerinde kanal sisteminin kurulmas? ve buna uygun bir siyasi yap?n?n in?as?, bu dönemde geli?mi? bir devlet düzeni ve siyasal ba?l?l??? zorunlu k?lm??t?r. Bu dönemde, Mezopotamya bölgesinde Sümer kent-devletleri olu?maya ba?lam??t?r. Yerle?ik hayata geçen Sümerlilerin göçebe barbar kavimlere kar?? kendilerini korumak için güçlü bir orduya gereksinimleri vard?r. Bu nedenle, ilk düzenli ordular da Mezopotamya’da kurulmu?tur. Bu da, merkezi otoriteyi ve devlet sistemini güçlendirmi?tir. Bölgede, kent-devletlerinin rekabeti ve s?n?r sorunlar? nedeniyle s?kl?kla sava?lar ve çat??malar meydana gelmi?tir. Sümerlilerin ard?ndan bölgede 2500’lerde Akadlar, 1700’lerde Asur kent-devletleri, Babiller ve Anadolu’da Hititler (Etiler) gibi önemli medeniyetler kurulmu?tur. Ayn? dönemde Nil bölgesinde kurulan M?s?r medeniyeti de Ortado?u’nun üstünlü?ü çerçevesinde de?erlendirilebilir. Mezopotamya’n?n o dönem zengin olmas?n?n sebebi, bölgede a?aç, ta? ve de?erli madenlerin bulunmamas?d?r. Bu durum, bölge insan?n? üretti?i tah?l kar??l???nda bu maddeleri elde etmeye itmi?tir. Böylece bölgede geli?en ticaret hayat? ve ortaya ç?kan tüccar s?n?f?, bol tah?l ürünüyle birlikte de?erlendirildi?inde, zenginli?i artt?rm?? ve uygarl???n geli?mesinde etkili olmu?tur. Mezopotamya çe?itli devletlere bölünmü?ken ve istikrars?zl?k varken, M?s?r’da kent-devletler ve da??n?kl?k yoktur. Burada kurulan siyasi birli?in bir sebebi de, co?rafi ko?ullar nedeniyle bölgenin yabanc? i?galcilerden korunabilmesidir. Mezopotamya uygarl???n?n gelecek yüzy?llara ?u katk?lar? olmu?tur:
  1. ?lkel de olsa belirli bir siyasal kuram ve siyasal ba?l?l?k duygusu.
  2. Geli?mi? bir bürokrasi ve profesyonel askerler.
  3. Geli?mi? yönetim teknikleri.
  4. Ticaret ve tüccar s?n?f?.
  5. Hammurabi döneminde tan?k oldu?umuz geli?mi? bir hukuk anlay???.
  6. Din adamlar? ve onlar?n tart??mal? siyasal yetkileri.
Mezopotamya uygarl???, k?sa bir süre içinde merkezden çevreye do?ru yay?ld?. M?s?r, Girit, ?ndus Vadisi ve Çin, dönemin di?er büyük uygarl?klar?d?r. Ama ba?ta Girit ve M?s?r olmak üzere bunlar?n tümü, Mezopotamya uygarl???ndan fazlas?yla etkilenmi?tir. Bu dönemde merkez ve çevre uygarl?klar?n yan?nda, Avrasya’n?n step ve yüksek bölgelerinde davar güdücü göçebe halklar ya?amaktayd?. Bunlar, genelde sava?ç? aristokrasiler taraf?ndan yönetilen, çok gev?ek ba?larla birbirine ba?l? çe?itli konfederasyonlar niteli?indeydi. MÖ 2000’lere gelindi?inde, bu göçebeler aras?nda Grek ve Romal?lar?n atalar? ile kendilerine Aryan ad? verilen ve Hazar Denizi çevresinde ya?ayan kavimler vard?. Göçebe ve yerle?ik medeniyetler aras?nda ciddi bir çat??ma söz konusuydu. Mezopotamya’da yerle?ik ve tar?mc? halklar?n dinleri dört önemli özellik gösterir:
  1. Güne?e tapma.
  2. Ölüme kar?? a??r? bir ilgi.
  3. Çoktanr?l?l?ktan tektanr?l?l??a do?ru yava? bir evrim.
  4. Bu dönemde ortaya ç?kan Yahudilik ve sonras?ndaki H?ristiyanl?k etkisiyle ruhlar dünyas? ve yüce kat kavram?.
Bu dönemin dünyaya önemli katk?lar? bu?day yeti?tiricili?inin geli?mesi, ilk metalürji bilgileri, takvim, hiyeroglif ve çivi yaz?s?, rakamlar sistemi, a??rl?k ve uzunluk ölçülerinin ke?fedilmesi, alt?n ve gümü? para ile ticarettir.

2-) Uygarl???n Global Nitelik Almaya Ba?lamas? (MÖ 500-1500): Globalle?me, k?saca çe?itli insan topluluklar?n?n global bir sistem içine al?nmas? süreci olarak tan?mlanabilir. Sistem, parçalar? aras?nda düzenli ili?kiler olan bir bütünse, çe?itli uygarl?klar aras?nda düzenli ve sürekli bir al??veri?in, etkile?imin bulunmas?, bir dereceye kadar bugünkü dünyan?n temel özelli?idir ve yar?n büyük ölçüde böyle olacakt?r. Bilinen tarih boyunca, insan topluluklar?n?n co?rafi kapsamlar?n?n geni?lemesine do?ru bir e?ilim görülmektedir. Bu e?ilim, toplumsal örgütlenmenin geni?leyen çerçevesini gösterir. 6000 y?l önce Mezopotamya’n?n kent-devletleri aras?nda büyük bir toplum olu?tu?u zaman, bu bölgenin çap? en çok 1000 km iken, 2000 y?l önce Roma ?mparatorlu?u Akdeniz çevresinde ba?at güç oldu?u zaman 3200 km’lik bir alana yay?lm??t?. Bu dönemi kendi içerisinde 3 ba?l?kta inceleyece?iz:

A-) Grek uygarl??? ve Helenizm (MÖ 500-500).
B-) ?slamiyet’in do?u?u ve üstünlü?ü (600-1000).
C-) Steplerin dünya üstünlü?ü: Türk ve Mo?ollar (1000-1500).

A-) Grek uygarl??? ve Helenizm (MÖ 500-500)
Grek uygarl??? ve Helenizm dönemi, MÖ 6. yüzy?lda Bat? Anadolu sahillerinde kuzeyde ?zmir ile güneyde Didim aras?nda kurulan ?yonya medeniyetiyle ba?lad?. ?yonya, tek düzelikten uzak, farkl? küçük siyasal yap?lar?n olu?tu?u hareketli bir bölgeydi. Bölgede tek bir merkezi güç olmad??? için, farkl? kültürler devam etmi? ve özgür dü?ünce ve bilim geli?mi?ti. Okuma-yazma çok yayg?nd?, farkl? medeniyetlerle ili?kiler vard?. Gölgelerinden piramitlerin yüksekli?ini hesaplayan Thales, ilk deneyi yapan ve y?l ile mevsimlerin uzunlu?unu hesaplayan Anaksimandres, kilit ve anahtar? bulan Teodorus, t?p bilimini kuran Hipokrat, atom sözcü?ünü bugünküne yak?n anlam?yla kullanan Demokritus, bilimsel anlamda ilk astronom olan Anaksagoras ve dünyan?n yuvarlak oldu?unu ilk söyleyen Pisagor hep ?yonyal?yd?. ?yonyal? alimlere benzer ?ekilde, o dönemde ?ran’da Zerdü?t, M?s?r’da Necho, Hindistan’da Buddha ve Çin’de Konfüçyüs ve Lao-Çe ortaya ç?k?yordu. Dolay?s?yla, uygarl???n global bir nitelik almaya ba?lamas? buradan da anla??labilir. ?yonya üstünlü?ü, zamanla MÖ 4. ve 5. yüzy?lda Greklere geçti. MÖ 12. yüzy?lda Grek yar?madas?na giden davar güdücü Dorlar, eski Girit ve Miken uygarl???na kar???p Grek ad? verilen uygarl??? olu?turdular. Grek medeniyetinde kent kültürü ve ?ehir devletleri (polis) geli?ti. Özellikle felsefe ve siyaset alan?nda ileri gidildi. Askerlik alan?nda, Grekler kalkanl? asker alay?n? (Phalanx) yaratt?lar. Bu dönemde, zeytinya?? ve ?arap gibi iki de?erli ürün üretildi ve ticaret canland?. Ancak Grek medeniyeti bu kadar ileri gider ve k?smen de olsa demokrasi uygularken, ayn? zamanda köleli?e dayal? bir yap? kurmu?tu. Zamanla Grek uygarl???n?n yerini, bu uygarl???n Do?u uygarl?klar?yla kar??arak ortaya ç?kard??? sentez Helenistik medeniyet ald?. Makedonya Kral? Büyük ?skender, yapt??? fetihlerle bu sentezi yaratan ki?i olmu?tu. Art?k kent-devletlerinin yerini Büyük Helen ?mparatorlu?u alm??t?. MÖ 200’den ba?layarak Helen ?mparatorlu?u ve medeniyeti de gerilemeye ba?lad?. Bu dönemden ba?layarak yükselen güç Roma medeniyetiydi. Roma, k?sa sürede bir kent devletinden büyük bir imparatorlu?a dönü?tü. Roma, Bat?l? anlamda ilk Cumhuriyet’ti ve özgür insanlara vatanda?l?k hakk? sunuyordu. Hukuk alan?nda ileri gitmi?ti. ?mparatorluk 331’de ikiye bölündü. Do?u Roma 1453’te, Bat? Roma henüz 5. yüzy?lda ortadan kalkt?. Milattan sonraki y?llardaki çok önemli bir geli?me de H?ristiyan inanc?n?n ortaya ç?kmas?yd?. Roma’n?n bask?c? ve bozuk düzenine kar?? Hz. ?sa’n?n ö?retileri, yoksul ve umutsuz halk aras?nda h?zla yay?ld?. Yeni ö?reti, birçok bak?mdan Yahudi inançlar?na dayanmaktayd?. Ancak üç noktada, H?ristiyanl?k, Yahudilikten farkl?yd?. ?lk olarak, ortada seçilmi? bir halk yoktu ve tüm insanlar karde? kabul ediliyordu. ?kinci olarak, Hz. ?sa’n?n ö?retisi özel zenginlik ve ki?isel avantajlara kar??yd?. Üçüncü olarak, Yahudi toplumundaki yayg?n s?n?rl? aile ba?lar?n?n ötesinde, insanlar aras?nda büyük bir karde?li?in ve Tanr? sevgisinin oldu?unu vurguluyordu. Bu özellikleriyle, H?ristiyanl?k, milattan sonra h?zla yay?ld? ve en büyük din haline geldi.

B-) ?slamiyet’in do?u?u ve üstünlü?ü (600-1000)
Dünya tarihinin en önemli olaylar?ndan birisi de, 613 y?l?nda Hz. Muhammed’in bir ticaret kenti olan Mekke’de kentin çoktanr?l? inan???n? reddedip, tektanr?l? dinin savunuculu?unu yapmas?yla ba?lad?. Hz. Muhammed’in söyledikleri temelde son derece basitti; tek Tanr? yani Allah’?n varl???, onun evrenin yarat?c?s? ve düzenleyicisi oldu?u, hüküm gününde insanlar hakk?nda nihai karar? onun verece?i, her insan?n Allah’?n peygamberi Hz. Muhammed taraf?ndan aç?klanan iradesine kesinlikle uymalar? gerekti?i ve onun varl???na inananlara kar?? son derece iyi ve ba???lay?c? oldu?u… Çok geçmeden, ?slamiyet, Mekkeli zenginleri rahats?z etti. Hz. Muhammed, bask?lar nedeniyle Medine’ye göç etti (622). ?slamiyet Medine’de h?zla yay?ld? ve taraftarlar? artt?. 8 y?l süren sava?lar sonunda, yeni din Mekke’de de kabul edildi. ?slamiyet’in çürümekte olan H?ristiyanl?k ve seçkinci Yahudili?e kar?? önemli üstünlükleri vard? ve bu yüzden h?zla yay?ld?. ?slamiyet, herkese sesleniyordu ve günlük ya?amda savundu?u merhamet, yard?mseverlik, nezaket, sevecenlik gibi de?erler topluma ahlaki olarak ileri bir düzen sunuyordu. ?slamiyet Hz. Muhammed’den sonra Halifeler (Dört Halife) ve Emeviler döneminde de h?zla yay?ld?. Önce, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin liderliklerinin oldu?u Dört Halife Dönemi ya?and?. Bu dönemde, ?slamiyet Arap yar?madas?nda güçlendi. Dört Halife Dönemini 100 y?l süren Emevi ve 500 y?l süren Abbasi iktidarlar? takip etti. Bu dönemde ?slamiyet daha da yay?ld? en önemlisi sava?ç? bir kavim olan Türkler aras?nda da güçlendi. Abbasilerden sonra, Halifelik, birkaç yüzy?l M?s?r’da Memluklar?n elinde kald?. 1516 ve 1517’de ise, Osmanl? Sultan? Yavuz Sultan Selim’in Memluklar? Mercidab?k ve Ridaniye sava?lar?nda ma?lup etmesiyle, kutsal emanetler sava?ç? Türklerin kurdu?u ve h?zla büyüyerek Bizans’? ortadan kald?rm?? olan Osmanl? Devleti’nin eline geçti.

C-) Steplerin Egemenli?i: Mo?ollar ve Türkler (1000-1500)
Steplerin egemenli?i, 1000’li y?llarda Orta Asya’n?n sava?ç? kavimleri Türkler ve Mo?ollar?n Bat?’ya göç etmeleriyle ba?lad?. ?slamiyet’i kabul etmeleri ve askerlik mesle?inde ileri gitmeleri, Türkleri Orta Do?u ve Hazar bölgesinde hâkim güç haline getirdi. Türklerin Sünni olmalar? da bunu kolayla?t?ran bir faktör oldu. Ayr?ca Orta Asya’dan getirdikleri sava?ç? kültürle harmanlanm?? "gazi" ve kutsal "cihat" inanc?, Türkleri yenilmez k?l?yordu. Bu sayede, Türklerin farkl? boylar? Selçuklular ve Osmanl?lar gibi iki büyük devlet kurabildiler. Osmanl? Devleti ile, Türkler, 1500’lerde üç k?taya hükmeden büyük bir imparatorlu?a ula?t?lar. Türkler, Haçl? Seferlerine kar?? koyarak ?slam dünyas?n?n lideri olarak konumlar?n? peki?tirdiler. Türkler kadar kal?c? etkileri olmasa da, Mo?ollar da 13. yüzy?lda tarihin ak???n? de?i?tirdiler. Mo?ollar, özellikle ünlü hükümdarlar? Cengiz Han döneminde (1206-1227) yüksek askeri teknikleri sayesinde dünyada ta? üstünde ta? b?rakmad?lar. Konfederatif bir yap?s? olan klasik bir Orta Asya “steprokrasi”si niteli?indeki Mo?ol Devleti, istilalar? sonucu birçok yerli halk?n göç etmesine ve tarihten silinmesine yol açt?. Mo?ollar?n üzerinde pek durulmayan bir etkisi de; Asya ile Avrupa aras?ndaki yayg?n göçler nedeniyle deneyim ve bilginin ta??nmas?na neden olduklar? ve böylelikle geri kalm?? Avrupa medeniyetinin kendisini toplamas?na zemin haz?rlam?? olmalar?d?r. Ancak Mo?ollar?n devletleri kal?c? olamad?. Mo?ollar?n istilalar?n?n ard?ndan Selçuklu Devleti yok olsa da, Türkler, k?sa sürede Osmanl? Devleti’ni kurarak yeniden en güçlü ve ileri medeniyete sahip oldular. 1302 tarihinde Sö?üt bölgesinde kurulan Osmanl? Devleti, anti-feodal özellikleri sayesinde h?zla Bat?’ya yay?ld? ve fethetti?i bölgelerde halktan destek gördü. 1453’te ?stanbul’un fethi ve Do?u Roma’n?n y?k?l??? büyük ve tarihi bir olayd?. Osmanl? Devleti, geli?mi? bir merkezi devlet mekanizmas? kurmu?tu. Sistem, büyük ölçüde miri arazi sistemi olarak bilinen ve idari ve askeri yap?lanman?n da temelinde yer alan düzene dayan?yordu. Bu düzen, uzun yüzy?llar ba?ar?yla i?ledi.

3-) Modern ve Global Dünyaya Geçi?: Bat? Egemenli?i Dönemi
Bat?’n?n dünya üstünlü?ünü ele almas? çok uzun bir süreç içinde gerçekle?mi?tir. Bu üstünlü?ün büyük bir bölümünün öyküsü, zaten siyasi tarihin de ana temas?n? olu?turur. Bu nedenle, Bat?’n?n yükseli? nedenlerini anlamak çok önemlidir.

1-) A??r saban?n bulunmas?: Roma ?mparatorlu?u döneminde ve hatta onun y?k?lmas? sonras?nda dahi Avrupa’da ekonomik ya?am oldukça ilkel bir nitelik gösteriyordu. Tar?mda verimlilik dü?ük, ticaret hemen hiç geli?memi?ti. Bu durumu de?i?tiren çok önemli bir geli?me, a??r saban?n bulunmas?yd?. 10. ve 11. yüzy?ldan itibaren, a??r saban, Avrupa’da tar?mda s?kl?kla kullan?ld? ve drenaj (yo?un ya?mur nedeniyle tarlalar?n zarar görmesi) sorunu çözüldü. Bu sayede tar?mda üretim patlamas? ya?and? ve zenginle?en köylüden al?nan daha çok vergiyle daha güçlü profesyonel ordular kuruldu.

2-) Feodalizm: Avrupa’da feodalizmin geli?mesi de olumsuz özelliklerine kar?? Avrupa ilerlemesinin bir boyutunu olu?turuyordu. Feodal sistem ile Avrupa’da büyük devletler kurulabildi. Toprak sahiplerinin koalisyonu niteli?indeki krall?klar, kurduklar? profesyonel ?övalye ordular? sayesinde art?k Türk ve Mo?ol gibi Asyal? sava?ç? kavimlere direnebiliyorlard?. Serflerin bu sistemde hiçbir hakk? yoktu belki ama Avrupal? devletler bir hayli güçlendi. Lordlar, altlar?nda çal??an vassallarla beraber güçlü bir idare sistemi kurmu?tu. Dahas?, Lordlar sistemi merkezi yönetime ve krall??a kar?? da bir alternatif güç oda?? olu?turdu?u için, Avrupa’da alternatif görü?ler ve s?n?f çat??malar? bu sistem sayesinde belirginle?ti ve sonraki dönemlerin temeli at?ld?.

3-) Ticaretin do?u?u ve kent ya?am?: Avrupa’da feodalizm ve ?övalyelikle güvenlik sa?lan?nca, art?k ticaret daha güvenli ve önemli bir meslek haline geldi. Korsanl?k ve ya?mac?l?k eski önemini yitirdi ve ticaretin yayg?nla?mas?yla Avrupa’da büyük kentler olu?maya ba?lad?. Bu geli?meler, Rönesans ve Ke?ifler Ça?? gibi olaylarla daha da h?zland?.

4-) Siyasal yetki mücadelesi: Avrupa’da 11. yüzy?ldan itibaren Kilise ve onun kutsad??? ?mparatorluklarla, ulusal monar?iler, feodal prenslikler ve kent-devletleri aras?nda ya?anan mücadele çok kanl? ve ac?l? olmas?na ra?men, Avrupa’n?n çok canl? ve sava?ç? bir topluma kavu?mas?na ön ayak olmu?tu. Art?k Do?u’nun dinamizmi Bat?’ya geçmi?ti.

Available link for download

Read more »